Temmuz ayı, şenlik ayıdır bizim için. Nerdeyse dünyanın her yanına dağılmış olan kocaman sülalemiz, dedemin köy evinde toplanır. Minicik bebekten, seksen yaşına dek bir sürü akraba bir araya geliriz.

Köy evinde öykü kahramanı olabilecek pek çok kişi sayabilirim size. Ama altı yaşındaki kuzenim Derin, bence içimizdeki en renkli kişidir. Ailesiyle birlikte Kanada’da yaşayan Derin sevimli yüzü, kırık dökük Türkçesi ile neşe kaynağımızdır. Kanada’dan sürekli olarak hepimizi arar. Kedileri Empati ve Sempati’yi, köpeği Havyar’ı, kanaryaları Tablet ve Aypet’i bize gösterip, onların yaptığı numaraları anlatır. Evde Türkçe konuşulmasına rağmen, gittiği kreşler ve ana okullarında İngilizce konuşan Derin’in dili Türkilizce gibi bir şey olmuştur. Hele hele yeni anlamaya başladığı deyimlerle de başı iyice derttedir.

Bu yaz da onu ilk gördüğümde dedemin karnına kulağını dayamış bekliyordu. Hepimiz tuhaf tuhaf ona baktık. O bir süre daha durup anneanneme döndü:

“ Nanne, dedem yalan söylüyor. Dedemin karnında zil falan çalmıyor.” dedi  R’yi Y şeklinde uzatarak.

Sert ve sinirli bir adam olan dedemin ne tepki vereceğini merak ediyorduk. Anneannemin yüzü iyice gerilmişti.

Dedemin asık yüzünde bir gülümseme oluştu. Anneannem Derin’e sessizce:

“ Kuzum, dedene böyle şakalar yapma. Adam küplere binecek sandım.”

Derin durur mu? Dedeme dönerek:

“ Neden küplerin üstüne çıkacaksın dede? Ben sana sandalye getiririm.” diyerek arka odaya koştu.

Dedem içinden bir şeyler mırıldanarak mutfağa geçti. Küçük halam Derin’i yakalayıp:

“Bana bak ufaklık. Eskiden deden evden içeri girdiğinde bile üç buçuk atardık. Dikkat et de sana kızmasın.”

“ Neden bana kızsın ki dede? Hem niye üç buçuk atardınız on beş, yirmi atsaydınız. Belki dedem paraları görünce size kızmazdı. Ben de yirmi euro var, kızarsa onu veririm dedeme.”

Küçük halam derin bir iç geçirdi. Bu sırada büyük halam, küçük halamdan bezelyeleri ayıklamasını istedi. Küçük halam “çamaşırları asacağım” diyerek ortadan hızla kaybolunca “ sen de hep ipe un serersin” diye bağırdı arkasından. Sanırım on beş dakika sonra Derin bahçede bir sandalyeye çıkmış, çamaşır iplerine un döküp duruyordu. Anneannem gözleme yapmak için aradığı unların iplerden aşağı döküldüğünü görünce bir çığlık attı.

 “ Deriiinnn, ne yapıyorsun sen?”

 “ Kadriye halama yardım ediyorum nanne. Hep o ipe un seriyormuş, bugün de ben sereyim dedim.”

Derin’e ipe un sermenin anlamını açıklayana kadar canımız çıktı. Gözlemelerimizi yiyip sakin bir akşama hazırlanırken, dedemin tiz sesi ile ortalık inledi. Hepimizi ön bahçeye çağırıyordu. Dedemin önünde tek sıra şeklinde dizilişimizi görseniz gülmekten katılırdınız. Kimseden çıt çıkmıyordu. Derin bile durumun ciddiyetini anlamıştı sanırım. Durum bir iki dakika içinde aydınlığa kavuştu. Dedemin bastonu kaybolmuştu ve bu baston dedemin en çok değer verdiği eşyasıydı. Devrek yapımı işlemeli bastonu olmadan adımını atmazdı.  Bastona ihtiyacı olmasa bile onu bir ışın kılıcı gibi yanında taşırdı. Hatta bazen dedemin bastonunu havaya kaldırıp “ Sülalemin gücü adına!” diye bağırmasını beklerdim.  Zaten yemeğin gecikmesine de kızmış olan dedem:

 “ Çabuk bastonumu kim aldıysa söylesin. Çabuk diyorum size.” diye bağırdı.

Uzun bir sessizlikten sonra Derin:

 “ Ben kimin aldığını biliyorum dede.” Dedi.

Tüm bakışlar Derin’e dönmüştü. O da tüm bakışların hedefi olmanın gururuyla konuşuyordu.

 “ Bastonunu babam aldı dede.”

Levent amcam kıpkırmızı bir yüzle Derin’e döndü:

 “ Ben mi aldım? Nereden çıkarıyorsun kızım?”

 “ Çünkü sen bugün bahçede dolaşıyordun. Şaziye hala dedi ki: Dış yurda gittiğinden beri baston yutmuş gibi dolaşıyor. Ben de anladım ki bastonu sen yuttun baba.”

Levent amcam halama doğru anlamlı anlamlı baktı.Şaziye halam utanmış bir halde “yok canım” diye mırıldanırken, anneannem “ bunlar küçükken de hep böyle didişirdi.” diye yengeme açıklama yapıyordu. Dedemden yeni bir homurtu yükselince, hepimiz dedemin bastonunu aramaya başladık.

 “ Yer yarıldı da içine girdi sanki.” dedi Kadriye halam. Derin kenarda duran kazmaya doğru gidince, gerekli açıklamayı yaptım ona.

Bu sırada bahçe kapısının çanı çaldı. Gelen, yazları babasının yanında  çalışan kahvecinin oğluydu. Dedemin kahvede unuttuğu bastonunu getirmişti. Herkes derin bir nefes aldı. Dedemin yüzü allak bullak olmuştu. Daha şaşkınlığını üzerinden atamadan Derin yanına gidip:

 “ Dede sen eskiden ejderha mıydın?” diye sordu. Başına gelecekleri anlayan Kadriye halam Derin’i kaptığı gibi içeri götürdü. Derin halamın kucağında ve onun çimdiklerine rağmen “ Ama hala sen,  babam eskiden olduğu gibi ateş püskürecek yine demiyor muydun?  Ama püskürmedi. Eskiden ağzından ateş çıkartabiliyor muydu?” diye bağırıp duruyordu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.