Böyle bir türkü vardı. Sevilir, çok sık söylenirdi. Böyle karlı ,buzlu günler nedeniyle anımsadım sanırım. Güzel şeyler, sanat değeri olan her şey unutulmaz. Unutulmadığı gibi klasikler arasına girer ve ölümsüzleşir.

Trakya kışlarıyla ünlüdür. Çocukluğumuzda okulların üst üste birer hafta kış yüzünden kapandığını anımsarım. O zamanlar ortaokuldaydık. Kar genellikle kuytularda toplanırdı. Bizim bahçe kapının üstünden geçtiğimizi anımsıyorum. Sobalı ahşap evlerde ısınmak da çok zordu. Yanına oturup ellerimizi sobaya uzatarak ısınmaya çalışırdık. Vize’nin rüzgarı ünlüdür. Karadeniz’den kopan sert poyraz, kasabanın üzerinden minareyi vınlatarak güneye doğru yollanırdı.

Sıcaklık eksilere düştüğünde mahalle çeşmesinde testilerle, kovalarla taşıdığımız sular donar, testiler çatlar, meyve ve sebzeler erirdi.

Fırtınalı günlerde kar taneleri bacadan girer, biz çocuklar sevinirdik.

Biz kasabanın kenar mahallesinde otururduk. Bazen tilkiler iner, tavuk kümesine saldırırlardı. Piliçleri boğup bırakırlardı. Tavukların bağırışları tüm mahalleden duyulurdu. Köy yolları genellikle kapanır, İstanbul’a zar zor gidilirdi.

İşte o zaman daha çok söylerdik bu türküyü:

 “Pencereden kar geliyor/Aman aman gurbet bana zor geliyor…”

Geceler lamba ışığında uzadıkça uzar, oyunlar icat edilir, okullar açıksa, lamba ışığında sofrada iki üç kardeş, ödevlerimizi yapardık.

Yaşlılar yerleşmiş söylemlerle nerelerde olduğumuzu anımsatırlardı.

“Zemheri”den önceki günlerdeki yazımda söz etmiştim.

Önce Kasım takvimine göre 90 beklenir ve şöyle denilirdi:

 “Doksan olsam da yazı koksam.”

Sonra cemreler: Havaya, suya toprağa…

Sonra ekim dikimle ve leyleklerin gelişiyle ilgili deyişler:

 “yüz, sabanı düz.”

 “Yüz on tarlaya kon.

 “Yüz yirmi de ovaya, yüz otuzda yuvaya.”

 “Yüz elli yaz belli”

Eğlence yönünden: Mart dokuzu, Hıdırellez…

Son ikisi için kırlara çıkılır yenip içilir baharın, yazın gelişi kutlanır. Ateşler yakılıp üstünden atlanır “mart içeri pire dışarı” diyerek. “Dallık eğlenceleri de düzenlenirdi.

Yine de dikkatli olma gereği vurgulanırdı.

“mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.” Şubat için de var:

“Ben ağamdan (Ocaktan) korkmasam yapacağımı bilirim.”, “Korkarım martın beşinden, ayırır koca öküzü eşinden.”

Her bölgede ve kültürde bu kutlamalar bu gün bile farklı biçimler de kutlanır.

Ne yazık ki henüz doksan bile olamadık. Günler biraz uzasa da iki yakamızı henüz bırakmış değil. Yani henüz doksan bile gelmiş değil…

Bir minik şiirimle sonlandırmalıyım yazımı:

ISTIRANCA ESİNİ SEVDA

Yıldız Dağlarından yıldızlanınca

Meşe dallarında kuzguni yangın

Poyrazı estirir sonbahar işi rüzgar

Harmanlanır Istıranca esini sevda

Rumeli türkülerine kuşlar yuvalanınca

Karlı tepelerde ıslıklanır Mahya*

Uçuşur “ Trakya Acıları**”nda

Anılar yorgunu yılgın hisarlar

Şimdi bir Rumeli ezgisi esnedi yanımda

Alnımda Trakya ve Rumeli işi ter

Ve Istıranca esini sevda

*Istırancalar’ın en yüksek tepesi

**Bir kitap adı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.