6 Şubat 2023’te yaşanan ve 11 ili etkileyen depremlerde on binlerce yurttaşın hayatını kaybettiğini, yaklaşık 40 bin binanın yıkıldığını, 200 binden fazla yapının ağır hasar aldığını hatırlatan Eryılmaz, bu yıl dönümünün yalnızca bir anma günü olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti. Eryılmaz, yaşanan yıkımın nedenlerinin açık olduğunu ancak gerekli derslerin hâlâ çıkarılmadığını söyledi.
“YIKIMIN NEDENİ DEPREM DEĞİL, İHMAL”
Türkiye’de depremin öngörülebilir bir gerçek olduğunu vurgulayan Eryılmaz, yıkımın büyüklüğünün depremin şiddetinden çok yapı kalitesi, denetim mekanizmaları ve risk azaltma politikalarıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirtti. Aynı büyüklükteki depremlerin farklı ülkelerde bu ölçekte can ve mal kaybına yol açmamasının, sorunun doğada değil, insan eliyle yaratılan zafiyetlerde olduğunu açıkça ortaya koyduğunu ifade etti.
Orta büyüklükteki depremlerde bile büyük yıkımlar yaşandığına dikkat çeken Eryılmaz, 2024 yılında Balıkesir Sındırgı’da meydana gelen 6 ve 6,1 büyüklüğündeki depremler sonucunda 729 binada 1036 bağımsız bölümün ağır hasarlı veya yıkık olarak tespit edildiğini hatırlattı.
“MARMARA ALARM VERİYOR”
Silivri açıklarında yaşanan 6,2 büyüklüğündeki depremin ardından İstanbul ve Marmara Bölgesi’nde yaşanan panik ortamına da değinen Eryılmaz, iletişim altyapısının çökmesi, deprem toplanma alanlarının yetersizliği ve acil ulaşım yollarındaki sorunların, daha büyük bir deprem karşısında hazırlıksız olunduğunu bir kez daha gözler önüne serdiğini söyledi.
“YAPI STOKU ALARM VERİYOR”
Türkiye’deki yapı stokunun büyük bölümünün hâlâ yüksek deprem riski taşıdığını belirten Eryılmaz, özellikle 2000 yılı öncesi inşa edilen binaların hasar görebilirliğinin son derece yüksek olduğunu ifade etti. Son 25 yılda çıkarılan 6 imar affı ile mühendislik hizmeti almamış kaçak yapıların yasal hâle getirildiğini belirten Eryılmaz, bunun deprem riskini daha da artırdığını vurguladı.
TBMM Kahramanmaraş Depremleri Araştırma Komisyonu raporuna göre 6–7 milyon konutun acilen dönüştürülmesi gerektiğini, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın ise yalnızca İstanbul’da 600 bin konutun çok riskli olduğunu açıkladığını hatırlatan Eryılmaz, buna rağmen hâlâ ülke genelinde şeffaf ve güncel bir yapı envanteri oluşturulmadığını söyledi.
“KENTSEL DÖNÜŞÜM RANT ODAKLI YÜRÜTÜLÜYOR”
Yaklaşık 13 yıldır uygulanan kentsel dönüşüm politikalarının, deprem riskini azaltmaktan çok arsa değeri yüksek bölgelerde parsel bazlı yenilemelere dönüştüğünü belirten Eryılmaz, gerçek dönüşümün zemin özelliklerinden ulaşım altyapısına, nüfus yoğunluğundan toplanma alanlarına kadar bütüncül bir planlama gerektirdiğini ifade etti. Özellikle dar gelirli yurttaşların yaşadığı bölgelerde dönüşümün ya hiç başlamadığını ya da sürdürülebilir olmadığını dile getirdi.
“TOPLANMA ALANLARI KÂĞIT ÜZERİNDE VAR”
Deprem toplanma alanları konusundaki plansızlığa da dikkat çeken Eryılmaz, birçok kentte bu alanların yetersiz olduğunu, bazı alanların ise imar değişiklikleriyle yapılaşmaya açıldığını söyledi. Deprem toplanma alanlarının yalnızca boş bir arazi değil; barınma, elektrik, su, ısınma, tuvalet ve duş gibi temel ihtiyaçları karşılayabilecek altyapıya sahip alanlar olması gerektiğini vurguladı.
“3 YIL GEÇTİ, SORUNLAR SÜRÜYOR”
Deprem bölgesinde hâlâ geçici barınma alanlarında yaşamını sürdüren yurttaşlar olduğunu belirten Eryılmaz, barınma, sağlık, eğitim ve altyapı sorunlarının tam anlamıyla çözülemediğini söyledi. Yeniden inşa sürecinin yalnızca bina yapımına indirgenmesinin, kentlerin sosyal ve ekonomik dokusunu göz ardı ettiğini ifade etti.
“AFETLER KADER DEĞİL, SİYASAL TERCİHTİR”
Açıklamasının sonunda İMO Edirne İl Temsilcisi Eren Eryılmaz, afetlerin kader olmadığını vurgulayarak şu çağrıda bulundu:
“Bilimi, mühendisliği ve kamusal sorumluluğu esas almayan politikaların bedelini toplum olarak ödüyoruz. Ülke genelinde şeffaf bir yapı envanteri oluşturulmalı, kentsel dönüşüm rant odaklı değil risk temelli yürütülmeli, yapı üretiminin tüm aşamalarında mühendislik hizmetleri eksiksiz uygulanmalı ve denetimler tavizsiz yapılmalıdır. 6 Şubat’ta yitirdiklerimize karşı sorumluluğumuz, aynı acıların tekrar yaşanmaması için bugünden harekete geçmektir.”
Gözde Kabasakal