İŞTE EYLÜL...

O koyu sıcaklardan sonra sonbaharın ilk ayı, eylül de geldi işte. Yürüyerek mi, yoksa koşarak mı? Şöyle ya da böyle ama geldi işte. Üçü bile oldu.
En başta , ilk işiymiş gibi sıcakları azalttı.
Masmavi gök yüzünde bulutlar çifte telli oynuyor sanki. Yağmur mu arıyorlar, yoksa yazın mavilerini gök yüzünden söküp atmak mı niyetleri?
Eylül demek, güz demek; güz demek yapraklar sararacak demek
Ancak rengarenk sarı ve tonları demek. Sari ilginç renklerin en önemlisi,süsü…Sarı yaprakların t onlarından oluşan görüntüler, fotoğrafçılar ressamlar için bulunmaz nimet. Hüznün yansımaları da az buçuk değil. Artık o sıcaklar da geri dönmeyecek,usandırmayacak canları, cananları.
Ozanlar için belk de en derin, içli, ilginç esin kaynağı… Her kyı köşe bir tablo sanki. Hele Ahmet Haşim’in havuzundan yansıyan pırıltılar, acemi genç, ozanlar a bile ilham kaynağıdır.
Ya ağaçlar, ya orman… Yaprağını dökenlerin yanında dökmeyenler de var. Özellikle çam türleri..
Orman deyince yangınlar girdi aklıma. Mehmet Başaran’ın deyişiyle O “cancazım” nimetlerin alev alev küle dönmesi, Maddi ve manevi yönden en azından can sıkıcı ve maddi kayıp.
Bereket doğal gaz çıktı da orman telef olmaktan kurtuldu.Ben o günleri yaşadım.
Isınmak için öncelikle her evde kış aylarında soba yanar. Sobayı tutuşturmak için kısa kesilmiş odun gerekir. Bu açıdan bakınca kesilmiş o dun satanlar vardı.
Sobayı ya da sobaları kurmak ayrı bir dert,sobalar ı tutuşturmak ayrı bir dert. Mobilya dünyasında da odun yani kereste gerekir. Yanıp tutuştuktan ve bir süre evi ısıttıktan sonra , külünü de boşaltmak ayrı bir sorun. Ancak şöyle ya da böyle, kış gelip geçerdi…Sonraları taş kömürü çıktı.
Ve en sonunda en rahat olan doğal gaz bir çok sorunu ortadan kaldırdı. Biraz pahalı olsa da en temiz, en güzel yakıt.
Eylül girdi gireli ılıman, hüzünlü-sarı günler başladı sayılır.
Bu ay okullar da açılacak. Yeni bir öğretim yılı başlayacak.
Keşke yine o günlere dönüp öğrenci olabilseydik; olmaz mıydı.
Olurdu beklide ama gülen de çok olurdu… Millet ağzıyla değil, başta taraflar ıyla gülerdi…
Burada bitirecektim, yazımı.
Ancak Cumhuriyetin köşe yazarı ADNAN BİNYAZAR’ köşe yazısı ilgimi
çekti:
“Sanat yapıtı her zaman tektir. Kalıcı hiçbir şey yaratmayan doğa yaptıklarının hiçbiri kaybolup gitmesin diye hep kendini yineler.
Yaşam bir “süreçtir., o süreci anlamlı kılmak, insana düşer”
Hadi bakalım “düşün düşün çoktur işin”…galiba…
Bir de şiir:
ASMA ALTI
Salladım kırık ve kuru dalları
Asma altı günlüğüme gölge
Yorgun iki duble yakamoz
İşten dönüşün alun terine
Cır cır böcekleri şenliğine
Kendi yatağında uyudu nehirler
Sevdiğim şarkılarda dudak izleri
Çakırkeyf yıldızlarım
Aşkın bam teline iki damla haz
Balkonları sığdırdım yine
Yaz ceplerime
(Necdet TEZCAN)