“SHARENTİNG” SOSYAL MEDYA EBEVEYNLİĞİ

Sosyal medya ebeveynler için yeni bir hobi olanağı sunmaya başladı: “Çocuklarının fotoğraflarını, videolarını veya onların kişisel bilgilerini başkalarıyla paylaşmak”. Ebeveynlerin, sosyal medyayı çocukları ile ilgili pek çok detayı paylaşmak amacıyla kullanmasına, İngilizce’de paylaşmak eylemi olan “share” ve ebeveynlik anlamına gelen “parenting” sözcüklerinin birleşiminden oluşan “sharenting” adı veriliyor. Bu eylem, ebeveynler ve özellikle de anneler arasında git gide arttı.

Annelerin çocuklarıyla olan ilişkilerine dair blog yazdıkları, fotoğraf ve video paylaştıkları, takipçileriyle bu konuyu baz alarak iletişim kurdukları görülmektedir. İnternet anneleri hamilelik, doğum, çocuk vb. konular hakkındaki kişisel tecrübelerini paylaşarak annelik kimliklerini dijital ortama taşıyor.  Annelerin paylaşım yapma nedenlerine bakıldığında ise, bebeğin büyüme aşamalarını günlük olarak tutmak, bu süreçte yakın çevre ile iletişimde kalmak, annelik duygusunun sevincini paylaşmak, izolasyon duygusunun üstesinden gelmek gibi sebepler gösterilmektedir. Sosyal medyada çocuklarının yaşamından kesitler paylaşan ebeveynler, aile ve arkadaş çevreleriyle iletişim kurmuş olurlar, çoğunlukla onlardan olumlu tepkiler alırlar ve böylece yaptıklarının doğru olduğunu bir nevi onaylatmış olurlar ya da öyle hissetmeye başlarlar. Bu şekilde doğru bir davranışta bulunduğunu düşünen ebeveynler daha çok paylaşım yapmaya başlarlar ve bu döngüyü sürdürmek isterler.

Çocuk psikolojisi açısından incelendiğinde durumun farklı olduğu ve oldukça ciddi boyutlarda ele alınması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Her yaşı ve her anı fotoğraflanan, komik videoları çekilen, binlerce insanın kendisini izlediği, tanıdığı ve yorum yaptığı çocuklar, anneleri tarafından sosyal medya fenomeni haline getirilmektedirler. Kendileri adına oluşturulan bu hesapları yönetmek,  fotoğraf ve video paylaşımları yapmak, yaşları ve eğitimleri göz önüne alındığında çocukların kendi başlarına yapamayacağı bir eylemdir. Çocukları kendi kimliklerinin dışında farklı bir imajın içine yerleştirmek ise onlara aynı zamanda sanal kimlikler oluşturmak anlamına gelmektedir.

Bununla beraber bir başka olumsuzluk, doğdukları andan itibaren tanıdığı ya da tanımadığı pek çok insan tarafından fotoğrafları ve videoları izlenen çocuklar bu şekilde bir ilginin doğal olduğu algısına kapılabilir ve gerçek hayatta da aynı ilgiyi bekleyerek sürekli bir onaylanma ve beğenilme beklentisine girebilirler. Bu duygularla beraber narsistik özellikler geliştirebilirler. Bu tür paylaşımların çocuklar üzerindeki etkilerini görebilecek kadar zaman henüz geçmemiş olduğundan, bugünün çocuklarını ileride bu tür tehlikelerin beklediğini ifade etmek yanlış olmaz.

Çocukların ergenlik dönemine veya yetişkinliğe geldiğinde kendileri için ebeveynleri tarafından oluşturulan bu sosyal medya kimliğinden rahatsız olmaları ve hatta bu nedenle ebeveynlerini suçlamalarıyla sonuçlanabilir. Arkadaş ortamlarında kendilerine yer edinirken ve bireyselleşirken, bebeklik ve çocukluk dönemlerine ait fotoğraflarının sanal ortamlarda yer alması psikolojik durumunu olumsuz olarak etkileyebilir. Ayrıca anne babaların fotoğrafın altına yaptıkları “bebeğim”, “minik prensim” vb. tanımlamalar, çocukların arkadaşlarının gözünde küçük düşmüş hissetmelerine yol açabilir, çocukları çeşitli yakıştırmalara maruz bırakabilir. Bundan dolayı çocukların fotoğraflarını paylaşmanın, çocukları gelecek yıllarda böyle bir duruma düşürme riski bulunmaktadır.

Çocuklar ebeveynlerini örnek alır; bu nedenle ebeveynlerin sosyal medya davranışlarının ileride kendilerininkini de etkileme olasılığı büyüktür. Bu şekilde büyüyen çocuklar, mahremiyet gibi kavramlara farklı bir yaklaşım geliştiriyor diyebiliriz. Yani bu ortamda çocukların neyin gizli veya özel, neyin başkalarına açık olduğunu anlaması oldukça zor gibi görünüyor. Bu nedenle bazı sınırlar koyulması, neyi ne kadar paylaşmak gerektiği üstünde biraz daha fazla düşünülmesi önemli.

Ebeveynler elbette çocuklarıyla yaşadıkları güzel deneyimleri, hissettikleri olumlu duyguları, bazen de çocuk yetiştirme sürecinde yaşadıkları zorlukları tanıdıklarıyla paylaşmak istiyor. Fakat samimi olarak ve iyi niyetlerle yapılmış olsa dahi, bu paylaşımların çocuklar için bazı önemli riskler içerdiğini bilmek oldukça önem taşıyor. Ebeveynlerin çoğu, paylaştıkları fotoğrafların veya bilgilerin kimler tarafından nasıl kullanılabileceğini bilmiyor. Yetişkinler olarak unutmamalıyız ki internet ortamında bir takım tehlikelerle karşılaşmak mümkün. Çocuklar bu tehlikeleri anlayacak veya fark edecek olgunlukta olmamakla birlikte her kitleden izleyicilerle dolu bir platformda bu tehlikelerin yol açabileceği sonuçlarla yüzleşmeye karşı da hazırlıksızlardır. Kötü bir şeyin gerçekleştiğini hayal etmek zordur fakat en değerli varlığınız olan çocuğunuz söz konusu olduğunda hiçbir şeyi riske atmaya değmez. Sosyal medya platformlarını kullanabilir ve bundan keyif alabilirsiniz. Ancak önceliğiniz tehlikelerden uzak durmak ve çocuğunuzun güvenliğini sağlamak olmalıdır.