YAYIN ORGANLARINDA KALANLAR-40

Keşan-Önder gazetesi- -(11, şubat 1995)

BİR ÖDÜLDEN

Adonis adını hiç duymuş muydunuz, daha önceleri? Ben duymamıştım hiç. Türkçeye çevrilen yapıtlarına rağmen duymamıştım. Doğrusu bu işte.

Ama bu yaştan sonra tanıdın, Adonis’i. Nazım Hikmet iir Ödülünü alan böyle bir ozan tanınmaz mıydı?

Lübnan vatandaşlığına geçen ozan (şiirleri henüz Türkçe’ye çevrilmemiş) Nazım Hikmet ödülünü alınca bazı soru çengelleri de kafama takılmadı değil.

Önce şu:Neden bir Türk şairine verilmedi? Yoksa bizde bu ödülü alacak şair yok muydu?

Ya yoktu. Ya da evrensel boyutlu bir ozan olduğunu kanıtlamak için böyle bir yola baş vuruldu.

Bizim Gazeteler, bizim ödül olan şairlerimize, çok az yer verirken ya da vermezken, günlerce bu ödülden ve Adonis’ten uzun uzun söz etmesi ilginçtir. Gerçi onların da bakış açıları de belli. Şöyle diyorlar ana başlıkta. “Uluslararası Nazım Hikmet Şiir Ödülünün ilk sahibi Dünya şiirinin büyük ustalarından…”

Bizim kamu oyu tanıyormuş, tanımıyormuş… belli değil, önemli mi?

Sonra böyle girişimler Nazım’ı büyütür mü? Daha çok yaşatır mı?... Ününü çoğaltır mı? Gibi sorular geliyor aklıma. Zorla değil ya!..

Adonıs ne getirmiş, ne kazandırmış şiire? Bunlar belli değil. Ya da bizler bilemiyoruz. Ancak, kendisiyle yapılan söyleşilerde ilginç şeyler var.

Diyor ki, “Doğayı olduğu gibi, varoluşu simgeleyen biçimiyle, ele alıyorum.

Ozan , elbette fotoğraf çekmiyor. Elinde fotoğraf makinesi de yok. Bir kalem, bir kağıt, imgeler ve duyargalıklar ve lirizm.

Bir başka yerde de şu saptamaları yapmış: Ancak ölümün ve aşkın yok olduğunu, düşünebildiğim gün, şiirin cenazesini kaldırırız.Şiir insanlığa sımsıkı bağlıdır. Büyük şiir, her zaman var olacaktır. Bilim ve teknoloji hiç bir şey söyleyemez. Bizim en son sığınağımız aşk gibi şiirdir de. Aşk ve şiir birbirine bağlıdır.”

-----------------------------------------

Abdullah Satoğlu’dan “Mimar Sinan Şiirleri Antolojisi” adlı bir kitap aldım. Önceki tartışmamızdan kırılıp gücenmediğini yazmış. Sevindim. Kırılmak ve gücenmek ozanlara zaten yakışmaz. Satoğlu’nu tanımıyorum ama, büyüklüğünü gösterdi; fikir ve görüş ayrılıklarımıza rağmen . Kimbilir belki demokrasi, uygarlık bu. Güzel şey, hoş görülü olmak. Hele bir hoşgörü yılında daha da hoş ve güzel…