YAYIN ORGANLARINDA KALANLAR - 63

Keşan_ÖNDER Gaz- 20-6- 95
BİR ŞİİR ŞÖLENİ
Gençlerin şiir sevgisi , şiire olan tutkunluğu bir kez daha gönendirdi beni. İçim umutla doldu. Sevgi sevgi çoğaldı yeniden.
Trakya Üniverstesi Fen-edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümü öğrencilerinin şiir şölenini izlerken bunlar geçti aklımdan.
Evet… 10.6.1995 günü Kültür Bakanlığı Türkan Sabancı Kültür Merkezine çağrılı olarak ulaştığımda şiirin gözlerinin içi gülüyor gibiydi.
Gençlerin düzenlediği “Yunus’tan günümüze sevgi şiirleri” programında sevginin kulakları çınlatıldı, yeniden şiir-şiir, dize dize hem de
Önce Bölüm Başkanı Prof Dr.Hidayet Bayatlı bir konuşma yaptı. Sonra ben, kısa bir teşekkür konuşmasıyla bir küçük şiirimi okudum.
Asıl program bundan sonra başladı. Sahne kenarlarını aydınlatan mumlar yakıldı hemen. Işıklar sönünce şiir okuyan genç öğrenciler ellerinde mumlarla sahneye girdiler. Sanıyorum sekiz öğrenci. Sahnenin çeşitli yerlerine oturarak Müzik-Işık eşliğinde, okumaya başladılar. Yunus’tan girdiler günümüze değin uzanarak izleyenleri mutlu ettiler. Çıt çıkmadı. Salonun bir bölümü yine gençlerden oluşuyordu.
Yeniden sevdim, bu ilgi ve yakınlığı. Şiiri yalnızlığından işte bu şiir severler ve benzerleri kurtarabilir, sanıyorum.
Genç öğrencilerin umut ve sevgi dolu bakışlarına birer karanfille ortak olundu sonra.
Salon boşalırken izleyenlerin gözlerinde şiirin ve sevginin pırıltıları vardı. İzlencede görev alanların ise gönlü şiir şiir çarpıyordu gibi geldi bana.
Birçok insanın parklara koştuğu, Piknik yerlerini doldurduğu, bir Pazar Günü akşamüstü serinliğinde bura olmak, Ne güzel bir suçtu
Gelin, şiirin yalnızlığına girip çiçek açalım yine. Her zaman. Dizelerin güzelliklerine, doruklarına tırmanalım. Bakın, neler göreceksiniz. Neler kaçırdığınızı anlayacaksınız.
İnsan olmaya biraz daha yaklaşmak isteyenlere bir önerim var. Sanatla ilgilenin. Günlük yaşantı biçiminizi Biraz da olsa, zaman zaman da olsa değiştirin. Kısaca yalnız birbirinizi yemek için yaşamayın. Yemek için değil, yaşamak için yeyin…
------------------------------------------------------------------------------
Önder Gazetesi-Keşan 30.Mayıs-1995 (2)
İLK…
Ahmet Rasim, Tercümân-ı -Hakikat Gazetesinde ilk yazısı Yayımlanınca şöyle der: Ey yazı dünyası!... sen hiç böyle bir mesut gördün mü acaba?...
İç sevinçler her zaman dört dörtlüktür. Ucu bucu olmaz. Bilmem kaç şiddetindeki deprem gibi sarkar.
Ahmet Rasim’in şu tümcesi böyle bir “iç sevincin” yangını olmalı ya da “Kar yangınlarını” söyletmeli insana.
Çocukluğumun bir bölümü, ilk olgunlaşan meyveyi görmenin sevinciyle işirdi hep. Arşıda, pazarda görebildiğimiz ilk kiraz, ilk karpuz,ilk şeftali, ilk üzüm bu gün bile ilgimi çeker.
Son yıllarda bu tadı da yaşayamaz, yeşertemez olduk. Nisan ortalarına kadar üzüm vardı, sergilerde manavlarda. Domates salatalık her mevsim ortalıkta. Zamanında yaşanılması gereken sevinç anlamsızlaştı artık. İlk öğretmenlik, ilk aşk… Bunları da unutulmaz öyle kolay kolay.Ortaokul, Lise, Eğitim Enstitüsü, öğretmenlerinin çoğunun adını anımsıyanmam. Ama İlkokul öğretmenimi,her şeyiyle hiç unutmadım.
İlk izler, iç çağrışımlar, ilk tutulan takımlar da unutulmazlar arasındadır. Çocukluğumda tuttuğum takımın büyük bölümünü yine anımsarım. Sonraları, böyle şeylerin ne denli boş olduğu elbette anladım ve vazgeçtim.
Her şey yerinde, zamanında ve dozunda olursa güzeldir. Sosyal gelişim açısından arkadaş gruplarının üyesi olmak, elbette önemlidir. Ancak dozunda olmalıdır. Acak, saçları ağarmış kişilerin bu yaşa değin aşırı taraf tutmalarına aklım ermez bir türlü. Zeka özürlü müyüm ne?
Hepsi bir yana ilklerin,ilk mutlulukların unutulmaması ne güzel… Ama, ve ne yazık ki ilk acılar da unutulmuyor. Silinip atılmıyor, kolay kolay. Hele Derinse izler, unutulsa bile çok zor.
Bereket yine de seviniyorum. Çünkü “Unutmak” diye bir kavram var. Ya olmasaydı?..
“NOT: Ahmet Rasim.”Muharir-şair-edip-“ kitabından