ADD Edirne Şubesi Yönetim Kurulu adına Dernek Yönetim Kurulu Başkanı Celil Özcan, yayınladığı mesajda şunları kaydetti:
“25 Şubat 1907 tarihinde Gümülcine Sancağı’na bağlı Eğridere’de doğan Sabahattin Ali, edebi kişiliğini toplumcu gerçekçi bir düzleme oturtarak yaşamındaki deneyimlerini okuyucusuna yansıttı. Kendisinden sonraki cumhuriyet dönemi Türk edebiyatını etkileyen bir isim haline geldi. 2 Nisan 1948’de 41 yaşında iken Kırklareli’de katledildi.
Sabahattin Ali, 21 Ağustos 1927 tarihinde öğretmenlik diplomasını alarak ilk görev yeri Yozgat Merkez Cumhuriyet İlkokulu’nda Öğretmen olur. Yozgat’ta yaşadığı 1 yıl süre boyunca da birçok şiir ve öykü yazdı.
1928 yılında, beş kişilik bir grupla Almanya’ya gönderilen Sabahattin Ali, 1930 yılında Almanya’dan döndü. Bursa’nın Orhaneli ilçesinde bir okulda öğretmenliğe başladı. Gazi Terbiye Enstitüsü’nün yaptığı Almanca sınavına girerek Aydın Ortaokulu’na Almanca öğretmeni olarak atandı. Çok geçmeden komünizm propagandası yaptığı suçlamasıyla ceza aldı ve Aydın Hapishane’sine sevk edildi. Birkaç ay süren cezası bittikten sonra bu kez yine Almanca öğretmeni olarak, Konya Ortaokulu’na atandı.
Konya’ya atanan Sabahattin Ali burada da rahat yüzü görmedi ve yine kaleminin cezasını çekti. Bir toplantıda okuduğu şiiri sebebiyle 14 ay hapis cezasına maruz kaldı. Üst üste gelen hapis cezaları onun memurluktan atılmasına sebep oldu. Konya Cezaevi’nde bir süre kaldıktan sonra, o meşhur Sinop Cezaevi’ne nakledildi. Cezaevinde yattığı süre boyunca gecelerini okuyarak, gündüzlerini ise yazarak geçirdi. Hepimizin bildiği ve sonrasında bestelenerek şarkı yapılan “Aldırma Gönül” ve “Göklerde Kartal Gibiyim” şiirlerini, işte burada yatarken yazmıştır.
Cezasını tamamlayarak serbest kalan yazar, yeniden memur olarak en son Mustafa Kemal Atatürk’ün izniyle Orta tedrisat Şube Müdürlüğü’ne atandı. Bundan sonra memuriyet hayatına öğretmenlik dışındaki görevlerde devam etti.
“Canım Aliye, Ruhum Filiz” kitabında daha iyi anlayacağımız büyük aşkı Aliye Hanım‘la 1935 yılında dünya evine girerek, Ankara’da yaşamaya başladı. Bu yıllarda geçimini Varlık dergisinde yazdığı hikayeler ile sağladı. Soyadı Kanunu’nun gelmesiyle “ŞENYUVA” soyadını alan yazar, babasının ön adı olan Ali’yi kullanmaya devam etti.
Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevi boyunca, eşi Aliye Hanımı da yanında götürdü. Bu arada kızları Filiz Ali dünyaya geldi. Askerliği bittikten sonra bu kez de Türkçe öğretmeni olarak atandı. Öğretmenlik yaptığı bu yıllarda büyük tartışmalara yol açan “İçimizdeki Şeytan” adlı kitabını çıkardı. II. Dünya Savaşı öncesinde ilan edilen seferberlik nedeniyle, ikinci kez askere çağırıldı. Bir diğer ünlü romanı olan “Kürk Mantolu Madonna”yı da askerdeyken kaleme aldı.
Usta yazar her ne kadar sol görüşlü olması sebebiyle defalarca ceza alsa da, aslında hiçbir zaman bir komünist olmadığını dile getirir. Yazdığı yazılar hem sağ hem de sol kesimi eleştiriyordu. Bu nedenle de birçok kişi tarafından tepki topladı. Bir dönem Aziz Nesin ile birlikte “Markopaşa” dergisini çıkardı. Dergide siyasi ve mizahi yazılar yayınlanıyordu. Çok kısa bir süre içerisinde ciddi oranda tiraj yakalayan dergide, isimsiz yayınlanan bazı yazılar yüzünden Sabahattin Ali bir kez daha hapis cezasına çarptırıldı. Cezası bittikten sonra Ali Baba dergisini çıkardı ve yayınladığı bir öykü olan “Sırça Köşk” nedeniyle yine hüküm giydi.
Sabahattin Ali hikaye, öykü, roman ve şiir tarzında eserler vermiş bir yazardır. Hayatı boyunca çok fazla hikaye ve yazı kaleme aldı. Bunların çoğunu da çıkardığı ve çalıştığı dergilerde yayınladı. Bazıları ise ölümünden sonra derlenerek kitap haline getirildi. Yazarın öykü tarzında verdiği eserleri arasında; Değirmen (1935), Kağnı (1936), Hanende Melek (1937), Ses (1937), Yeni Dünya (1943), Sırça Köşk (1943), Bir Orman Hikayesi ve Kamyon yer almaktadır. Sırça Köşk kitabı bir dönem Bakanlar Kurulu tarafından toplatılmıştır. Bu kitapların içerisinde uzunlu kısalı toplamda 60 öykü bulunuyor. Öykülerinin çoğunda mekan olarak Anadolu’yu ve köyleri ele aldı. Konu olarak işlenen ise toplumsal sorunlar, sevgi, aşk ve kırsal kesimin yaşadığı zorluklardır.
Şiirlerinin derlendiği bazı kitapları; Dağlar ve Rüzgar, Kurbağanın Serenadı ve Öteki Şiirler’dir. Bazı şiirlerine ise günümüzün en sevdiğimiz şarkılarında rastlıyoruz. Yazarın bestelenerek şarkı yapılan bazı şiirleri şunlardır: Aldırma Gönül, Leylim Ley, Dağlardır Dağlar, Çocuklar Gibi, Kız Kaçıran, Göklerde Kartal Gibiyim, Kara Yazı, Eskisi Gibi ve Melankoli.
Sabahattin Ali’nin her yazdığı olay olmuş, hayatının en verimli çağlarını hapishane duvarları arasında geçirmiş ve ölümü de bir o kadar acı verici olmuş. Fakat o 41 yıllık kısacık ömrüne kocaman bir hayat sığdırmış. Hepsi birbirinden değerli ve ders alınası eserler bırakmıştır. Defalarca hüküm giymesine, ekonomik sıkıntı çekmesine, yazma özgürlüğü kısıtlanmasına rağmen hayata hep pozitif bakmış. Hücre cezası alıp okumasının bile yasaklandığı bir gün, cama yapıştırılan gazete kağıdını sökerek okuduğu anlatılır.
1947 yılında serbest kaldıktan sonra geçimini sağlamak için nakliyecilik işine başladı. Bu mesleği seçmesinin nedeni sadece ailesini geçindirecek parayı kazanmak değildi. Aynı zamanda yeni yerler, yeni insanlar görerek, yazıları için gerekli hikayeleri toplamayı amaçlıyordu. Yurt dışına çıkmak istiyordu ama pasaport alması imkansızdı. Bir gün Edirne’ye peynir götürme bahanesiyle yola çıkar. Asıl amacı yasal yoldan geçemediği sınırı aşarak, Avrupa’ya ulaşmaktır. Kaçması için ona yardım edecek olan kişi silah çalma suçundan ordudan ihraç edilen, Ali Ertekin adındaki bir subaydır.
Birlikte bir kamyonda Kırklareli’ne doğru yola koyulurlar. Ali Ertekin tarafından öldürülen Sabahattin Ali’nin yaşam öyküsü de, bu yolculukta son bulacaktır. Ali Ertekin savcılığa tutarsız ifadeler verir. Daha sonraki yıllarda farklı basın organlarına verdiği röportajlarda da bu tutarsızlık devam eder. Bu nedenle yazarın katli konusunda hala aydınlanmayan noktalar vardır. Ali Ertekin bir ifadesinde “Sabahattin Ali’nin yol boyunca kitap okuduğunu, birinde Türkiye’de komünist hareketler başlatacağını” söylediğini, başka bir açıklamasında ise “milli hislerini tahrik ettiğini” söyler. Yolculuğun devamında ise “elindeki sopayla Sabahattin Ali’nin başına defalarca vurarak öldürdüğünü” belirtir.
Teşhis edilmesi neredeyse imkansız olan cesedini 16 Haziran 1948 tarihinde bir çoban bulur ve jandarmaya teslim eder. Katil Ali Ertekin İdam cezasına çarptırılmasına rağmen sadece 4 yıl ceza alarak özgürlüğüne kavuştu. Yazarın ölüm yeri, ne şekilde gerçekleştiği, kimler tarafından kararlaştırıldığına dair çok şey yazıldı. Hatta MİT tarafından işkenceyle öldürüldüğü ve suçun Ali Ertekin üzerine kaldığı da söylenir.
Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu olarak, "Biz istiyoruz ki, bu memlekette yapılan her iş, üç beş kişinin çıkarına değil, bu toprakları dolduran milyonların yararına olsun” diyen, 41 yıllık kısa sayılabilecek yaşamına çok önemli roman, şiir ve hikayeleri sığdıran Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli yazarlarından Sabahattin Ali’yi 78. ölüm yıldönümünde saygıyla anıyoruz.”
Haber Merkezi