Ülkemiz Gaziantep ve Kahramanmaraş Merkezli iki büyük depremle sarsıldı.

Binlerce canımız hayatını kaybetti, binlerce yurttaşımız yaralandı, binlerce yurttaşımız da bu soğuk kış günlerinde evsiz kaldı.

Bir daha böyle büyük felaketler yaşamamak dileğiyle, deprem nedeniyle yakınlarını kaybedenlere sabır ve güç, yaralılara şifa diliyorum.

***

Yaşadığımız büyük felaketin ardından hiçbir söylem, hiçbir yakarış kayıplarımızı geri getirmeyecek. Yıkımın büyüklüğünden, acımız daha da büyük.

Gün, yaşadıklarımızı masaya yatırıp, olanları, olacakları ve bundan sonra yapılacakları düşünme günüdür.

Sırf para kazanmak adına insan yaşamını değersiz kılanların, plansızlık ve projesizliğin, bilimin ve aklın yerine 'inşallah bir şey olmaz' düşüncesinin nelere sebep olduğunu ülke olarak hep birlikte ve maalesef çok acı bir şekilde yaşadık.

Bu acı ve yıkıcı süreci ilk anda maalesef ki, yönetemedik.

Ülkemiz, hatta Dünya'nın en büyük felaketlerinden birini yaşarken, çok uzak coğrafyalardan dahi yardımlar geldi. Bunu sadece 'eşit kardeşlik' anlamında, 'insanca' yaptılar.

Son dönemde komşu Yunanistan ile bazı dış politika konuları nedeniyle 'aramız limoni' !

İlk yardımımıza koşan ülkelerden biri Yunanistan oldu. Aramızın limoni olması onları ilgilendirmedi, zor zamanımızda yanımızda oldular.

Ermenistan, İngiltere, Japonya daha adını sayamadığım onlarca ülke bir an bile tereddüt etmeden, bugüne kadar ülkemizle dış politika anlamında yaşadıklarını umursamadan yardıma koştular.

Yardıma gelenler insan, yardıma ihtiyacı olanlar da insan...

Bu insanları buluşturan, ait oldukları coğrafyanın milliyeti değil. Bu insanları buluşturan aynı inanca sahip olmaları değil. Bu buluşmayı sağlayan insan olma düşüncesidir.

Benim bakış açımda, herhangi bir etnik kökenin mensubu olmanın özel bir anlamı yok, sadece insan olmak yeterli.

Irk ve din temelli bir yaklaşımın böylesi günlerde bir işe yaramadığını hep birlikte gördük, tecrübe ettik.

Kendi yaşadığımız kentten örnekle bahsetmek gerekirse, Edirne depremzedelere yardım anlamında tek yürek oldu.

Bu noktada önemli olan kimsenin etnik kimliği değil, yurtseverlik düşüncesidir.

Kimse bir an bile tereddüt etmeden, sorgulamadan yardım etme çabasına girdi.

Bu yurtseverlik bilinci, gerçek manada hepimizi gururlandırdı, duygulandırdı.

Böylesi zor zamanlarda, bu ülke insanının neler yapabileceğini herkese gösterdi.

Ancak bu yeterli olacak mı? Tabi ki asla...

Bu kötü günleri tekrar yaşamamak adına başta yerel yönetimler, ardından devlet yapısının bir an önce harekete geçerek şehir planlarını, yapılaşmaları ve imara açılacak bölgeleri hızlıca gözden geçirmesi gerekmektedir.

Asıl konu deprem felaketinin ardından yapılacaklar değil, deprem olduğunda en az, mümkünse hiç kayıpsız bu süreci nasıl atlatacağımızdır.

İnsanlar, bir ömürlük birikimleriyle, hatta büyük borçlarla satın aldıkları yuvalarında, deprem korkusundan uzak huzurlu bir hayat sürebilmelidirler.

Aklı ve bilimi inkar etmek, bizlere hiçbir şey kazandırmayacaktır.

Depremde, ülkece göstermiş olduğumuz birlik ve dayanışma ruhunu, tüm zamanlarda yapabilirsek asıl o zaman güçlü oluruz...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.