Ülkemizdeki sivil toplum kuruluşları, meslek odaları ve sendikalar, demokratik yaşamın vazgeçilmez unsurları olarak kritik bir rol oynamaktadır. Ancak, bu kuruluşların başında uzun süreli oturan yöneticilerin varlığı, yalnızca gençlerin önünü kapamakla kalmıyor; aynı zamanda bu yapıların toplum nezdinde saygınlıklarını ve temsil yeteneklerini de zedeliyor. Maalesef, koltuğa oturanların o koltuktan kalkmamak için kullandıkları çeşitli yöntemler, ülkemizin sosyal ve ekonomik gelişimini engelleyen ciddi bir sorun haline geliyor.
Günümüzde, birçok sivil toplum kuruluşu ve meslek odası, yıllardır aynı yöneticiler tarafından yönetilmektedir. Bu durum, yeni fikirlerin, dinamik bakış açılarının ve gençlerin potansiyelinin göz ardı edilmesi ile sonuçlanmaktadır. Gençler, toplumun yarınının teminatı olarak görülmeli ve fikirleri, projeleri ile bu yapıların içinde yer alabilmelidir. Ancak, mevcut yöneticilerin statükoyu koruma çabaları, gençlerin katılımını zorlaştırmakta; dolayısıyla toplumsal enerjinin kaybolmasına yol açmaktadır.
Bu süreçte, kuruluşların asıl amaçlarını, toplumsal faydalarını unutarak dar bir çerçeveye mahkum ediyorlar.
Öte yandan, "koltuk sevdası" yalnızca bireysel menfaatleri amaçlayan bir tutum değil; aynı zamanda bu karakter, toplumsal dinamikleri de olumsuz yönde etkiliyor. Yöneticiler, çekinerek ya da yerlerini koruma doğrultusunda hareket ederken, toplumsal sorunlara duyarsız kalıyorlar. Bu konumda bulunan yetkililer, uzun vadeli çözüm önerileri geliştirmek yerine günü kurtarmaya yönelik kararlar alma yoluna gidiyor. Bu da ülkemizin sosyal ve ekonomik açıdan gelişimini engelleyici bir unsur olarak karşımıza çıkıyor.
Daha parlak bir gelecek için, bu noktada kayda değer bir dönüşüm şart. Gençlere öncelik vermek, yeni liderler yetiştirmek ve dönüşümcü fikirleri desteklemek, sivil toplumun ve meslek odalarının gerçek işlevini yerine getirebilmelerinin tek yoludur. Yönetim kademelerinde yenilikçi, dinamik ve sosyal sorunlara duyarlı bireyler yer almadığı sürece; dernekler, sendikalar ve odalar birer geçerliliğini yitirmiş yapılar olmanın eşiğine gelecektir.
