Keşan ÖNDER-30 Kasım 2005

ALİ YÜCE ‘NİN İNADI…

Ozan ALİ YÜCE bir mektubunda diyor ki: “Böyle benim gibi birinin kendi adına kitap bastırması, dışarıdan göründüğü gibi, kolay bir iş değildir. Bir emekli öğretmenim, Bir emekli maaşıyla Ankara’da oturmak kitapların yılan gibi göründüğü şu pahalı ortamda kitap bastırmak göründüğü gibi şu pahalı ortamda kitap bastırmak gerçekten korkunç bir olaydır. Anlatsam roman olur. Benimki de bir inat işte.Kime karşı? Hiç kimseye karşı değil, kendi kendime karşı. Zorluklara olumsuzluklara karşı. Elim, kolum tuttuğu sürecek bu inadım.”

Mektup, 1989’da yazılmış. O yıllarda bir kitabı çıkmıştı Ali Yüce’nin. Ben de postayla istemiştim. Bu nedenle mektuplaşmıştık, Yüce’yle. Mektuplar dosyamı karıştırırken, bu mektup elime geçti. Güzel mesajlar vardı satır aralarında.

Ve Tevfik Fikret’in bir dörtlüğünü anımsattı bana:

Ne kimseden kol dilenirim ne kanat

Kendi göklerimle kendimce uçarım.

İşte öyle bir şairim ben

Tepeden tırnağa özgür”

Savaşım, yaşamın bir parçasıdır. İnatla, dirençle, sarılmazsan yaşama, bir serçe gibi uçar gider ellerinin arasından, şaşar kalırsın.

Ali Yüce izlediğim kadarıyla iyi bir şair. Topladığı önemsiz şeylerle, çerçöple öyle bir kurgu yaratır ki, öyle sağlam bir şiir çıkarır karşımıza şaşar kalırsınız. Çok basit gibi görünen şiirlerin derilikleri çok çiçekli ve uçurum anlamlıdır. Şiir de bunu yakalamak çok zordur ve A. Yüce bunu başarmışlardandır.

Öğretmenlik Şiirleri Antolojisinde bir şiirini gördüm. Şöyle başlıyor:

Biz ilkokulda okurken

Zil çalınca mısır gibi patlardık

Niçin patlardık bilmem

Niye sığmazdık koridora

Öğretmenim”

Devam ediyor şiir Aynı güzellik ve tatla. Son bölümü de şöyle:

Ben, 1-B’den 272 Ali

Ne zaman seni ansam

Mavi bir gül olur gökyüzü

Ak bir yanıt yükselir içimde

Niçin yükselir

Öğretmenim”

Yüce’nin bu direnişi, bu inadı, sanat yolunda çırpınanların tümü için geçerlidir. Ders alınacak bir örnektir.

Aynı ya da bezer şeyleri ben de yaşadım. Otuz senedir bu işin içindeyim. Yine de bıkmadım usanmadım. O bahçede olmanın zevki ve tadına varmanın kolay olmadığını anlamak ve gerekirse anlatmak gerek…

Yüce direnişini gözlemlediğim kadarıyla yine sürdürmekte. En önemli dergilerde şiirlerini görüyor, okuyorum yine. O’nun inadı başarının anahtarı gibi…

HASAN AKARSU’DAN İKİ YAPIT: Keşan Önder Gazetesi- Eylül—2004

Hasan Akarsu, Tekirdağ’da yaşayan bir emekli edebiyat öğretmeni. Yıllardır, tanışırız, kitaplaşır, buluşuruz. Son iki yapıtı gelince mutlu oldum Biri şiirlerinden, oluşmakta (bir uzak, bir yakın) öteki gezi türündeki yazıları: (gördüklerim sizin olsun).

Akşam telefonda buluştuk. Mutluydu, Yüzünü görmüyordum ama, sesi ele veriyordu mutluluğunu.

Akarsu,son ikisiyle 17. kitaba ulaştı. Düzenli ve verimli; üretken. Özlü yazıları ve şiirleriyle hep ilgimi çekmiş, ve hep yanımda olmuştur.

Görüşmelerimiz seyrek de olsa gerçekleşiyor. Hangi yıldı, unuttum. Kiraz festivali

İçin davetli olarak gitmiştik. Tekirdağ’da hiç yanımızdan ayrılmamıştı. Kaldığımız gece Öğretmen Evinde birlikte yemek yemiş, söyleşmiştik. O zamanlar Damla Dergisi gündemdeydi. Uluğ Turanlıoğlu, Süreyya Eryaşar üçlüsü olarak gitmiştik. Üçümüzün de eşleri vardı. H.Akarsu Yayımladığı kitapların hepsinden göndermişti imzalı olarak. Elbet ben de ona. Ama ne yazık ki o benden 10 yaş küçük olmasına rağmen bu sayıya ulaştı. Ben, henüz 9’a ulaşamadım. Zamanla bakalım neler olur?