Geçtiğimiz yıllarda (Damla Dergisi çıkıyorken) ALAADDİN SOYKAN’ın Leylak-Yorum şiiri üzerinde “Şiirde anlam” konulu bir soruşturma başlatmıştı dergimiz. Bu yazı bunun üzerine düzenlenmişti.

Ve işte o şiir ve yorumlarım:

LEYLAK YORUM

Yaranı gül tahriş et var od’unu rüzgar

İflâhi morum

Yani hem yan hem de vakte ibibik kana

İstiyorsan sana olsun en suna atıf

Ve Leylak yorum

Cennetine cehennemler dadansın

Hep alev arya

Öyle ben içre yaşa ki göğünün bile

Yıldızları tutsun varsın keder şavkısın

Bahtın angarya

Dalayın bir turuncuya abansın ufkun

Günle, her doğan

Mavi kıvam bir ivmeye şuncağız kala

Papatyalar arasında kumru el edin

Gelincik sağan

İşte tavrın işte dürtün işte öken

Tut dokun hele

Çünkü bir üçlü ereğin rüzg ar gülüdür

Bak yönünü böyle sapta ve yâr zülfünü

Böyle sun yele

Yaranı gül tahriş et var od’unu rüzgar

İflâhi morum

Hani hem yan hem de vakte ibibik kana

İstiyorsan sana olsun en suna atıf

Ve Leylâk yorum

ALAADDİN SOYKAN

Şiiri okumuştum.Soruşturma nedeniyle birkaç kez daha alıcı gözle inceledim.

Açmazdaydım… Uçurum kenarında bir anlam… İçine kapanıklığın dayanılmaz gözü pekliği. Kıyılarıma vuran dalgaların, ilk bakişta duyumsanmayan görünmez ve ulaşılmaz derinliği, çelişkisi, çarpıklığı, garipliği…

Denize (şiire) bakıyorum.Usta bir işçiliğin, şiir tad ı veren görüntüleri. Alt ve üst yapısı da Poetika(+). Emeğin alın terinin , estetiğin iç içe düğümlendiği bir kavşak.

Virajlardan sonra nasıl bir yola girilecek?. Deniz derinliklerinde ne ya da neler barındırıyor? Bu, elbette bir sezgi işi. Bilgi ve kültür birikiminin çağrışımları okuyucuyu bu istasyonlara, ve ipuçlarına taşır. Şiirin özelliği ve güzelliği de buralarda başlar. Düz yazıdan ve diğer türlerden ayrılığı işte bu köşede olgunlaşır.

Şiirde biçim-öz(anlam) tartışmaları hep olmuştur, olacaktır da. Leylak- yorumda biçim titizliği doruklarda bence. Şunu da vurgulamak gerekir. Şiir bir formül değildir. Gizli de olsa, ipuçları bulunabilir. Yani “Ne yazdığın değil, nasıl yazdığın” şiirde baş tacıdır.

Bu şiirde anlam evet; çığ altında gibi. Belki ipuçlarını ilk bakışta yakalamak da mümkün değil. Öyleyse bu şiir, kendini tekrar tekrar okutmaya ve üzerinde düşünce üretmeye aday Ancak, şunu da hemen vurgulamalıyım. A. Haşım “Şiirde anlam aramak, eti için bülbülü öldürmeye benzer. Ve şiir peygamber kelamı da değildir.”der. Böyle şiirlere “ Sözcük kuyumculuğu” anlamında çözüm üretmek gerekir.

Vitrindeki çok güzel bir taş, bir şey anlatır mı? Ama bir mükemmelliği bir derinliği ve güzelliği yansıtır. Duygusal çağrışımlara neden olur.

Biçim olarak, şiiri tam bir işçilik, emek ve yatırım olarak değerlendiriyorum. Terleterek yazılmış sanki.

Anlamı ön plana taşıyıp, arayışa geçerek güzelliği küstürmek ve belki de öldürmek niyetinde olamam.

Yine de bir anlam arayışına girebilirim.

Bak gününü böyle sapta ve yâr zülfünü.

Böyle sun yele”

Bu dizelerde anlam yoktur Sanırım, denilemez. O zaman şiirin bütünü için de bulunan (şiirin başında, ortasında, sonunda ya da herhangi bir yerinde olabilir.) anlamlı ipuçlarından yola çıkarak çağrışımlarımız ve sezgilerimizin programlamasıyla bazı anlam pırıltılarından bütüne ulaşmak mümkün.

Okur, şiirde kendi yaşantı kesitlerinden bulabilir., ozanın duygularına ortak olabilir, özgür bir anlama ulaşabilirse şiir işlevini yerine getirmiştir. Soyutu iç yapısında gezinmek belki kolay değildir. Ama; zevklidir. Kişiyi insan güzelliğine, estetiğin doruklarına taşır. Pek önemsiz gibi görünen ya da farkına varılmayana ulaşır insanlığı. Sanatla uğraşan tek varlık olan insana, insanlığının erdemlerini yansıt anımsatır Fotoğraf nasıl resim değilse, her alt alta yazılanlar da şiir değildir. Belki manzume olabilir. Ama “leylak Yorum” güzel bir şiirdir… (*) şiir sanatı)