Tek yönlü, baskıcı ucuz, kalitesiz siyaseti; savaşı; süreci; niteliksiz eğitimimiz sonucu, eserimiz olan okullardaki şiddeti yazmak içimden gelmiyor. Hem neyi yazayım ki? Her şey gün gibi ortada!
İçerde ve dışarda her alanda niteliksiz siyaset yerlerde sürünüyor.

Sizlerle, uzun bir zamandır, sürekli aklımı kurcalayan, kadim bir tartışmamız olan ruh ve bedenle ilgili felsefi, bilimsel konuyu yazarak paylaşmak istedim.

Birçoğunuz René Descartes’ı (1596–1650) biliyorsunuz ya da en azından adını duymuşsunuzdur. Modern felsefenin babası olarak kabul edilen Descartes, “Düşünüyorum, öyleyse varım” sözünün sahibidir. Fransız filozof ve matematikçi olan Descartes, Hollandalı filozof Spinoza’nın (1632-1677) yoğun eleştirilerine maruz kalmıştır; ama konumuz bu tartışma değil. Konumuz, Descartes’ın ruhla ilgili yaptığı çarpıcı tespitle ilgilidir; Descartes, “Ruh, beyne ait kimyasal bir salgı bezidir” der.

Evrenin, yani kozmosun sürekli hareket hâlinde olduğunu biliyoruz. Tüm gök cisimleri, evrenin yasaları gereği durmaksızın hareket eder. Samanyolu galaksimiz de bu hareketin bir parçasıdır. Güneş kendi ekseninde, gezegenler ve yıldızlar kendi eksenlerinde ve güneşin etraflarında kendi yörüngelerinde dönerek evrenin sonsuz dansına katılırlar. Bir saniye bile durduklarını düşünün; o anda evrenin düzeni çöker, her şey yok olur. Bizler, böylesine muazzam bir sistemin içinde, dev bir kozmik senfoninin parçasıyız.

Gezegenimiz de bu senfoninin ritmiyle hem kendi ekseni etrafında hem de güneşin etrafında matematiksel bir düzenle/açıyla dönmektedir. Demek ki, dünyamızda tüm canlı ve cansız varlıklar hareket hâlindedir; bütün hareket hâlinde ise parçaları da hareket halindedir.

İnsanlar olarak bizler de sürekli hareket hâlindeyiz. Peki bizleri hareket ettiren nedir? Bilimsel olarak yanıtı basittir: içimizdeki enerji. Hareketimizi yöneten, kontrol eden merkez ise aklımızdır. Duyu sinirlerimizle aldığımız sinyaller motor sinirlerimiz vasıtasıyla bedenimizi yönlendirir. Kalp atışlarımız buna göre hızlanır veya yavaşlar. Sevdiklerimizi gördüğümüzde sevinir, acı bir olaya, örneğin bir trafik kazasına tanık olduğumuzda üzülürüz. İnsan olarak acıyı, sevinci, hüznü, hastalığı ve ölümü deneyimleriz; ruh hâlimiz, yani psikolojik durumumuz, buna göre değişir.

Peki, ruh hâlimiz nasıl böylesine değişken olabiliyor? Descartes bize bu sorunun cevabını verir: “Ruh, beyne ait kimyasal bir salgı bezidir.” Yani ruh hâlimiz, beynin salgıladığı kimyasallarla doğrudan ilgilidir. Beynimiz, içinde bulunduğumuz duruma göre farklı kimyasal salgılar üretir; biz de buna göre tepki verip sevinir, korkar, ağlar, acı çeker veya mutlu oluruz. İşte “ruh, gönül hâli” dediğimiz şey budur. “Bugün kendimi iyi hissetmiyorum” ya da “Bugün çok mutluyum” dediğimizde, aslında bu kimyasal salgıların bir yansımasını ifade ediyoruz.

O hâlde bedenimiz, beynin kontrolünde ve onun kimyasal salgılarına göre hareket eder. Biz, özünde beden/madde ve enerjiden ibaretiz. Enerji, vücudumuzdaki ve zihnimizdeki harekettir; beden ise fiziksel yapımızdır. Spinoza’nın da dediği gibi, ikisini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Beden ve ruh/enerji/can birlikte vardır; ayrı ayrı düşünmek, gerçekçi değildir. Ayrıldıklarında ise ölüm gerçekleşir. Bu da bedenin hareketsiz kalması demektir.

Öyleyse ölüm, enerjinin bedende tükenmesi veya bedenin enerjiyi üretememesi, ya da enerjinin bedeni harekete geçirememesi durumudur. Canlılar enerjilerini besinlerden, sudan, havadan ve ışıktan alırlar. Hayat, böyle bir döngüyle devam eder.

Sonuç olarak, yaşam, canlılar için bir döngüdür. Ölünce beden toprağa ve diğer maddelere dönüşürken, enerji/ruh evrende hareket hâlindeki enerjiye karışır, dönüşür.

Tüm acılara, olumsuzluklara, ölüme rağmen hayat güzeldir. Hayatın güzelliklerini dolu dolu yaşamaya devam derim.