TEMA Vakfı, doğa ve yaşam savunuculuğunda bir kez daha ses yükseltti. 20 Haziran’da TBMM Komisyonu’ndan geçen ve bu hafta Genel Kurul gündemine taşınan Maden Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik öngören teklifin, Türkiye’nin doğal varlıkları üzerinde geri dönüşü olmayan tahribatlar yaratacağı uyarısı yapıldı.

TEMA Vakfı Edirne İl Temsilcisi Şirin Çoğal, yaptığı açıklamada teklifin doğaya, yaşam alanlarına ve toplum sağlığına açık bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Çoğal, “Bu yasa yalnızca ormanı, suyu, merayı değil; çocuklarımızın geleceğini de tehlikeye atıyor. Yaşamak istiyorsak yaşatmalıyız,” diyerek çağrıda bulundu.
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç’ın değerlendirmelerine de yer verilen açıklamada, teklifin çevresel, sosyal ve hukuki risklerle dolu olduğu vurgulandı. Ataç, “Maden Kanunu 1985’ten bu yana 30 kez değiştirildi. Her değişiklik doğayı biraz daha savunmasız bıraktı. Özellikle 2004 sonrası ormanlar, milli parklar ve özel çevre koruma alanları madenciliğe açıldı. Yeni teklif ise tüm bu düzenlemelerin ötesine geçiyor; artık doğayı korumak ‘engel’ sayılıyor” dedi.

TEMA Vakfı’nın 2019’dan bu yana yürüttüğü maden ruhsat haritası çalışmaları da tabloyu gözler önüne seriyor. 29 ilde yapılan analizlere göre, bu illerin ortalama yüzde 67’si 4. Grup maden (altın, gümüş, kömür, nikel vb.) ruhsatlarıyla kaplanmış durumda. Gümüşhane’nin yüzde 93’ü, Kütahya’nın yuzde 92’si IV. Grup maden faaliyetlerine açılmış durumda. Ataç, “Bu oranlara taş, kum, mermer ocakları dâhil değil. Metalik madenlerin bile doğada bu kadar geniş yer kaplaması ekolojik yıkımın boyutlarını gözler önüne seriyor” dedi.
Yeni yasa teklifi yalnızca Maden Kanunu’nu değil, Çevre Kanunu, Mera Kanunu, Elektrik Piyasası Kanunu ve Yenilenebilir Enerji Kanunu’nu da doğrudan etkiliyor. “Milli çıkar” ve “ekonomik istikrar” gerekçeleriyle sunulan teklifin, yatırım süreçlerini hızlandırmak adına çevresel denetim mekanizmalarını devre dışı bıraktığına dikkat çeken Ataç, ÇED süreçlerinin işlevsiz hâle getirildiğini ifade etti.
Yasa teklifiyle birlikte kamu kurumlarının ÇED süreçlerinde görüş verme süresi 3 ayla sınırlandırılıyor. Bu sürede yanıt verilmeyen görüşler, otomatik olarak “olumlu” kabul edilecek. Tüm izin ve ruhsat süreçleri ise artık yalnızca Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) çatısı altında yürütülecek.
Deniz Ataç, “Bu teklif yasalaşırsa, korunan alanların sadece adı kalacak. Yatırımcı lehine düzenlenen süreçlerde yurttaşın mülkiyet hakkı, katılım hakkı ve sağlıklı çevrede yaşama hakkı yok sayılıyor. Acele kamulaştırma uygulamaları yaygınlaşacak, köylünün tarlası, merası ellerinden alınabilecek” diyerek uyarıda bulundu.
Ataç, bu düzenlemenin sadece çevreyi değil, tarımı, kırsal yaşamı, gıda güvenliğini ve halk sağlığını da tehdit ettiğini belirtti: “Yasa, geçimlik tarım yapan çiftçilerin topraklarını kaybetmesine, su kaynaklarının kirlenmesine, biyolojik çeşitliliğin geri dönülmez biçimde tahrip olmasına yol açacak. Bir maden kapandığında dahi geride yığın liç, atık barajları, pasa alanları gibi zehirli miraslar kalacak.”
TEMA Vakfı, teklifin yalnızca doğaya değil, hukuka da aykırı olduğunun altını çiziyor. Açıklamada, Anayasa’nın çevre koruma ilkeleri ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere açıkça aykırı olan teklifin geri çekilmesi istendi. Ataç, “Yaşamı savunmak hepimizin görevi. Kanun korumazsa, maden yaşatmıyor. Bu nedenle çağrımız açık ve nettir: Bu teklif reddedilmeli, ekosistem bütünlüğünü ve geleceğimizi güvence altına alacak bir yasal çerçeve oluşturulmalıdır” dedi.
Meclis komisyonlarında uzun süren görüşmeler sonucunda kabul edilen teklif, önümüzdeki günlerde TBMM Genel Kurulu’nda oylanacak. TEMA Vakfı, tüm siyasi partilere ve milletvekillerine bir kez daha sesleniyor: “Toprağımızı, ormanımızı, suyumuzu; geleceğimizi koruyacak kararları birlikte alalım. Bu teklif geri çekilmeli.”
Haber Merkezi





