Yerel Basından-26.Temmuz-97-Keşan
ILGAZ VE ILGAZLAR
Ilgaz yöntemi bir yağmur. Yaz yağmuru (Bir yaz yağmuru gibi geçiverdi aşkımız/Izdırabın zehrini içiverdi aşkımız) bir bakıyorsunuz dolu-dizgin , Bir bakıyorsunuz sessiz sakin. Ve arada bir de olsa gülümsemeye çalışan güneş.
Kastamonu kentini ikiye bölen çay, boz-bulanık ve coşkulu. Bir bakıyorsunuz sessiz sakin.Bir bakıyorsunuz coşkun…
Ve CİDE…
Ve Rıfat Ilgaz… geçtiğimiz günlerde O’nun ölüm yıldönümüydü. Gelenler olmuş anımsamalar olmuş. Cumhuriyetten öğrendim bunları. Daha doğrusu, biliyordum ama anımsanmamışım. Ilgaz’ın “Göç” ünü unutmak olası değil elbet. Çünkü onun ölümü Sivas-madımak olaylarının yaşandığı acılı günlerdeydi.
Ilgazların çamları ne denli yükselmişse, Ilgaz’ın ürünleri de öyleydi. Dilden dile, sahneden sahneye, ekrandan ekrana dolaşan “Hababam Sınıfı”nı kim anımsamaz ki…
Kim, o oyunda kendi öğrencilik yıllarını anımsamaz ki… Kim o oyunların içinde kendisi de yaşamaz.
“Ilgaz Anadolu’nun sen yüce bir dağısın”
Çocukluğumda en çok sevdiğim okul şarkılarından biriydi. Bir eziklik duya duya söylerdim de. Ve Ilgaz Dağlarını görme isteğimi yaşardım hep.
Yıllar sonra oldu bu. 1964-1970 yıllarını (gençliğimi) Ilgazlar yedi.
Ve ben llgaz’ları yakından gördüm. O özlemim yıllar sonra yeniden yeşerdi. Gerçekten görülmeye değermiş bu dağlar. O zamanlar hiç bir şey yoktu. Şimdilerde kayak merkezi yapılmış, bir milli park oluşturulmuş.
Ne güzel…
Ilgazları bu denli sevmeme rağmen, o yıllarda şu sözleri sık sık mırıldanırım, nedense?
“Kastın neydi Moni/Attın buraya beni” Bir başka mırıltım da “Ilgazı aştım ve şaştım.”
O zamanlar meslektaşlarım ve tanıdığım Kastamonu’lular Şöyle söylerlerdi.
“Nasrullah Çeşmesinin suyundan içenler yedi kez buraya gelmek zorunda kalırmış.” Güler geçerdik bu yaklaşıma. O çeşmeden su içip içmediğimi anımsamıyorum. Ancak 27 yıl sonra yine ordaydım. Kızımın ve eşi buraya atanınca, biz de yeniden gidip geldik. Tam dört yıl gidip geldik eşimle. Yılda iki kez gidip gelsek sekiz eder. Kızım burada en az üç yıl kalacaklarını söylediler. Yine gülüp geçtik. Ama öyle de oldu.
Kastamonu kalesi dışında her şey değişmiş. Az önce anlattığım öykü, işte bu kaleye aitti.
Bizanslılar bu kaleyi almak isterler. Türkler kaleyi kuşatmış. Ama aşmak zamanın koşullarına göre çok zor. Zaman geçiyor kale bir türlü aşılamıyormuş. O arada Tekfur’un kızı bizim subaylardan birine aşık olur. Buluşmak için yanıp tutuşmaktadır. Ve bir gece kimseye çaktırmadan kalenin anahtarlarını o subayımıza atar.
Kızın babası olayı duyar duymaz kızına çok kızar.Ve bağırır kızına:”Kastın neydi Moni?…”,
O zamanlar İnebolu’ya her gidişimizde Ahmet Haşım’in bir şiirini mırıldanırdım: Sanırım: dedim ama aklıma gelmedi o dize ya da dizeler…Başka bahara…
-----------------------------------------------------------------
PLAKETLERİMDEN:
ÖĞRETMENLER GÜNÜ
24 Kasım
ÖĞRETMENLER GÜNÜ
ANI YARIŞMASI EDİRNE İLİ BİRİNCİSİ
SAYIN NECDET TEZCAN’A
SAĞLIK MUTLULUK ve SÜREKLİ BAŞARI DİLEKLERİMLE…
24 KASIM 1984
EDİRNE VALİSİ
ENVER HIZLAN
