Kastamonu Göl Öğretmen Okulunda, çalıştıktan sonra,1970’de Edirne Kız Öğretmen Okuluna atandım. Ve bu kente yerleştik.
Kent o zamanlar kırık dökük, sanki savaştan yeni çıkmış gibi hırpani bir görünümdeydi.
Bir de şimdiki Edirne’ye bakın, pırıl pırıl bir görünümde. Ancak yine de söylenecek şeyler var, kanımca. Bu yazımda o açıdan bakacağım,Edirne’mize.
Hurdacılarla başlayalım.
Sizin sokaktan ya da caddeden hurdacı geçiyor mu? Sanırım her gün bir kaç kez geçiyordur, özellikle yaz aylarında.
Geçebilir elbet…
Ancak bağıra çağıra geçmesi insanı şaşırtmakta. Ancak kim anlar, kim dinler? Bağırıp çağırması bir yana ne dediği de anlaşılmıyor.
Çevrede uyuyan bebek, hasta, yaşlı v.b umurunda bile değil. Üstelik her gün ve günde 2-3 kez.
Bir ara ovarlokçular vardı. Bereket onlar bu yaz yok, şimdilik. Belediye bozuk olan yeşil alanları düzene sokma gayret ve çabaları övgüye değer. Kent sanki yüzünü yıkamış gibi, sanki. Bakım her zaman kentin güzelliğe kavuşması gibi bence. Beğeni kazanması da ayrı bir özellik, olmalı.
Selimiye ve çevresi de eskiye göre çok alımlı. Yani, sanki iki güzellik birbirleriyle yarışıyor gibi. Ancak Selimiye’yi geçen olmadı, olamaz. Yani kent “Üç nehir, bir şehir” deyişine uyma çabasında sanki. Söğütlük de eskiye göre oldukça bakımlı, alımlı ve güzel mi güzel…
Meriç ve Tunca taşkınlara eskiden dillere destandı. Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalar ve o ilginç köprü sel baskınlarını önledi sanki.
Meriç’in güneyinde yer alan “Edirne Köprüsü-(Ataol Behramaoğlu) şiiri ilginç ve dikkat çekici.
Şiir büyük bir mermere kazılarak yazılmış. İyi güzel ve dikkat çekici…
Ancak Edirne’de yaşayan şairler de var. Bunlardan biri olan ve artık yaşamayan Uluğ TURANLIOĞLU geldi aklıma.Uzun yıllar Edirne’de yaşayan ve en çok Edirne şiiri yazan,Lise edebiyat öğretmeni olan bir ozandı….Bir vesileyle onun da yeniden yaşatılması çok iyi olur kanısındayım. Onun şiirleri, manileri de ilginç ve çekici. DAMLA Dergisini çıkaran da oydu.
Vesileyle onun Beşpınar ortak şiir kitabından bir alıntı:
ÇANAKKALE’den EDİRNE’ye şiirinden:
“Kim demiş Çanakkale’deyim
İm demiş Edirne’den
Uzak, uzaklardayım ben
Akşamları köprülerdeyim
Sabahları Ayşekadın’da
Kah Karaağaç yolunda,
Kah Muradiye deyim
***
Yine eskiye göre Söğütlük. Bir içim su sanki demek az gelir kanısındayım.
Sarayiçi de ilginçliğini korumakta… Bir eskilerde kalan Saray yeniden orijinal durumu da hesaplanarak. Yeniden yapılması kanımca ilginç olur.
Saat kulesi de onarılıp sembolik olarak düzenlenirse bir başka olacaktır. Aklıma geldi. Saat konursa 9.05 durmalı.
Bedesten ve Alipaşa çarşıları alış-veriş için kıpır kıpır olmalı. Dışardan alış-veriş için gelenlere normal davranmalı…
Benim güzel Edirnem, daha güzel olmalısın, çok daha güzel…