Yazmak… Belki de ve bana göre çok güzel uğraşlardan biri. Kalem bu işinde önemli. Onsuz yazmak olası değil sanki Yazmanın aracı kalem ama türlü türlü yazan kalem var. Kimin elindeyse bu nalet onun düdüğünü çalar. Her ele de yakışmaz. Soğuk durur bazı parmaklarda ya da eğreti. Ya da hiç üretemez. Bu girişten sonra Enis Batur’un yazısından alıntı yapmalıyım.. Bayağı eskimiş bir yazı ama yeni gibi.yazı bayağı eski. 1995 yılında yazılmış.
YERİNE YAZMAK başlığı altında yayımlanmıştı. Bakalım neler demiş, Sayın BATUR:
“…Aslında her iş, her uğraş gibi yazarlık da sabır, işgücü, birikim, direnç ister. Bekler beklemeyi bilirseniz, kendinizi kendi doğrularınızla kabul ettirebilirsiniz. Beklemek her zaman kolay değildir…”
Hemen saniyesinde şöhret olmayı umanlara, iyi bir ders. Köşeyi dönmeye benzemez çünkü yazmak. Hoş, köşe dönücülerin yazmakla-okumakla ilgileri olamaz ya… Neyse. Anında köşeyi dönenler vardır, görüyoruz olacaktır. Çünkü ekonomik düzen bu işlere kapıları aralamış, yazmak hiçbir zaman köşe dönücülük için değildir. Olmamıştır, olamaz da.
Ülkemiz için bu anlattıklarım. Kaç kişi yazarak varsıl olmuş, onlar gibi. Hiç kişi, evet hiç kişi. Varsa gösterin ya da bazı kibarların söylediği gibi işaret edin.
Yazarak geçinenler tek tük de olsa , olmalıdır, olmuştur , olacaktır. Yazarların, sanatçıların, ülkemizde kimse elinden tutmak, istemez. Bu bir ölçü de doğaldır da. Önce yazanlar birbirinin elinden tutmuyor ki. Bir türlü belki de insanlık tarihi boyuca örgütlenememişler. Günümüzde de böyledir. Tüm yazarları, sanatçıları içinde barındıran, sömürmeyen bir örgüt var mı? Var ama, siyaset ya da ideolojiler de işin içinde. Onların ne işe yaradığı, neler yapmak istedikleri açık ve net değil. Çoğunluk da küçümsemelerin, içinde sanki…Genellikle bencillik gizli saklı ama ön planda.
Sol ya da sağ yazarlar aynı gibi. Oysa sanatta siyasal görüşler olsa da sanat aracılığı ile canlı tutulabilir .
Bunların yanında ünlenmek ve sömürüye kucak açmak nerden bakarsan bak, geçerli. Bireysel çıkarlar geçerli olmamalı desek de, boşa kürek çekmiş oluruz.
Sanatçı için yetenek kadar alt yapı da önemlidir. Çünkü sanatçı ağzı kapalı testiye su dolduramaz. Bu kapağı açarsa ancak gereğini yapar. Doldurmak istediği suyu da ar ayıp, seçmek durumunda ve zorundadır. Bunların başında da okumak, depoyu doldurmak belki biraz zaman alacaktır ama çok gerekli olan da budur, kanımca…
Günümüz şiirine ulaşmak, hepsinden önemlidir bu aralar.
Böyle şiirleri okuyanların ilk savunması “Okudum ama anlamadım.” Anlamak için okunacak ürün dolu oysa.
Şöyle savunayım şiir adına: Bazı kuşların seslerini hayran hayran dinleriz. Soruyorum şimdi: Ne anladınız? Yanıt yok ya da güzel ve hoş…. Yanıtları gelir hemen…
İşte günümüz şiirine de böyle yaklaşılmalı, bence. Ahmet Haşim’in şu sözünü benimsemek gerekmez mi? Şöyle diyor: “ Şiirde anlam aramak, eti için bülbülü öldürmeye benzer” Bu sözü de okudum ama anlayamadım diyemezsiniz…
Şiir şiirdir. Bazıları özellikle ekranlardan manzume bile olmayan dörtlükleri şiir diye sunmakta …
Yazık… yazık ki ne yazık, şiir ve sanat adına hem de…
KÜLÜMDE YANGIN
A/yazma defolu solgun gülün kıyısı
B/yazma pelikanlı a/yaz yokuşu
Taşın altında bir koyu kara el
Çöz/er yumağını yangın yerimin
Hangi orda bir tünele girince rastgele
Hangi orda sus-pus sevdalanırken hüzne
Benim hangi orda alt-yapısız benim
Islanırken ıslıklanırım külümde yangın
(Necdet TEZCAN)