Önümde yine boş temiz, ak bir kağıt. Hem de tertemiz bembeyaz, bekleyip durmakta. Ne zaman işe yarar konuma gelir, belli olmaz. Çünkü okumak-yazmak karpuz satmaya benzemez.
Düşünmeden yazmak kolay değil, birikim ister. Yazmak bile bazen çok önemli değil… “Ne yazacağın değil önemli olan, nasıl yazacağı”imiş.
Şu an yemek zamanı, yani öğle yemeği (Barbunya pilav ve meyve) zamanı. Meyve olarak üzüm gündem de kiraz zamanı olsa da , geçen yıl hiç yememiştik. Ancak bu yıl var..Tezgahta, biraz pahalı olsa da var işte, var var…
Kiraz ve üzüm çok sevdiğim meyve…Şeftaliyi de saymalıyım… Kavun-karpuz ve incir, vişne... Hepsi de birbirinden ayrıcalıklı ve özendirici, ve yararlı.
Bölgemizde yetişmese bile narenciye uzaklardan gelir . Onlar ve hurmalar uzaktan gelir.
Kışın da fındık, badem, ceviz, ayçiçeği ve kabak çekirdeği gündeme girer. Özellikle cevizin çok önemli ve yararlı olduğu söylenir.
“Düşünüyorum, öyleyse varım,”demiş düşünür. Ancak yeterli ve dengeli beslenmekte o kadar önemli
Düşünmek deyip geçmemek gerek. İnsanı diğer canlılar da ayıran elbette ve çok önemli, İnsandan sonraki canlılar da bu eksik ya da yetersizdir . Ancak onlar da iç güdüleriyle yaşarlar ve çoğalırlar. Çoğunda koku alma, görme … Alışkanlıklarını da önemsemek gerekir.
Kedi ve köpek bakımı evlerin içine değin yerleşti. Bence yanlış. Onların yaşam biçimine ters düşmekte..
Bir de yarışmalarda kendini tanıtan aileler, şu kadar köpeğim ya da kedim var demezler mi?
Her hayvanın doğuştan getirdiği içgüdü biçimi vardır. Onları doğal yaşamından koparmak ve doğru olmaz olamaz.
İlk insanlar ağaç kovukları ve mağaralarda yaşarmış. Toplayıcılık yaparak yaşarlar, avlanırlarmış….
Bu günlere nasıl ulaştık. Diğer yanlılar hep aynı…
Biraz düşünmek gerekmez mi?
Aklıma hep takılı: RÜZGAR BU…
Son zamanlarda. Yani nisan, mayıs, haziran aylarında rüzgarlar şaşırtıcı biçimde yaşandı. Eskiler genellikle “Nisan lale ayıdır” derler. Yani bu nazlı çiçek ayın sembolü gibidir.
Ama artık başka şarkılar da gündeme girdi. Ne olursa olsun bir devre adını veren bir çiçek.
İstanbul’da öğrenci iken Aşiyan’da lale bahçeleri. Görmeye gelenler az değildi. Bizler de arkadaşlarla uygun zamanlarda yolumuz Aşiyan’a olurdu. İnsan bu güzellikler karşısında şaşırıp kalırdı.
Edirnemiz’de de bazı cadde kenarlarına ekilirdi. Yanılmıyorsam son yıllarda ekilmez oldu. Oysa gerekli ve güzeldi.
Eski dönemlerde yani, lale devri zamanında lale soğanları özellikle Hollanda’ya gelip gidermiş. Sanırım Edirne’nin batı kısmında lale üretim merkezleri varmış.
Betonlaşmadan sonra balkonlar da çiçeksiz görünümler. Oysa önceki yıllarda evler bahçeliydi. Ve hepsinin bahçesi vardı. Bu bahçelerde genelli meyve ağaçları olurdu. Çiçekler de eksik olmazdı.
Baharın yaklaştığını anlamak için badem ağacının tomurlarını parçalar, bakardık. Bir de leylekleri izlerdik.
Ertuğrul Taylan’ köşe yazarı olarak Önder’de görüyordu ki: “Az BULUTLU” kitabımı ona da göndermiştim. Çok mutlu olmuş ki beni hemen telefonla aramış ve kutlamıştı yıllar önce. Eni de mutlu etmişti.
Meğer Ertuğrul Bey Ankara’da oturuyormuş. Ben Keşan’da oturduğunu sanmıştım. Böyle yapıtları olduğunu da öğrenmiştim. Yıllar geçti şimdi nereler de, bilemiyorum.
O zamanlar Onu da benim gibi öğretmen sanıyordum. Meğer siyasalı bitirip kaymakamlık, genel müdür yardımcılığı, Vali yardımcılığı görevlerde bulunmuş. DUVARARDI yapıtını bulup okudum. Kitap, çocukluk ve gençlik anılarını içermekte.
Böyle aşırı rüzgarlı günler, güncel yaşamı da allak bullak ediyor, insanı ; hele lodossa, balıksınız demektir…
Hepsi bir yana siyasal ortamı da bu günlerde değinmeden edemiyor insan. Mutlak Butlan kararı karma karışık etti siyasal ortamı.
Zaman bakalım oy verenleri nerelere sürükleyecek?
Umarım ülkemiz gelişecek olaylardan soluksuz etkilenmez.
Bir mini şiire ne dersiniz bilemem:
KUMRULAR
İki aşık kumru
Elektrik direğinin tepesinde yuva
Hodri meydan d okurlar
Yeşermemiş korkuya
İki dalgın aşık
İç içe içten içe dalında
Kumrular gibi hep
Elektrik çarpsa bari
(N.Tezcan)