Denizleri, verimli toprakları, kültür varsıllığı, arayıp bulamadığımız bir güzel ülkemiz var.

Başta İstanbul olmak üzere tüm güzellikleri barındıran ülkemizde yabanların gözü var desek abartmış olmayız. Geçmişi biraz kurcalarsak, bunu açık açık çok iyi anlarız. Yalnızca ATATÜRK desek olan biteni anlarız.

Kurtuluş savaşından sonra yıkılan , parçalanan… imparatorluğun, kalıntıları üzerine kurulan TC o günden beri “Ne mutlu türküm diyene” diyenlerin vatanı artık. Yani her şeyiyle bizim yurdumuz

Ormanlarımız da bizim. Ancak, “Ne kimseden ne bir karış toprak isteriz, ne de veririz”

Yaz mı geldi. Orman yangınları gündemde. Ne yazık ki, ormanlarımız cayır curuy yanmakta, ya da yakılmakta. Hele rüzgar da varsa, yandı gülüm keten helva. Koca yaz büyük yangınlar gündemde. Aklıma Manisa, Çanakkale geliyor. Bu kadarla kalsa neyse. Ama öyle değil çok yaygın. Bazı bölgelerde irili ufaklı sürmekte.

Çanakkale’de yangın bitmişken Yeniden başlıyor. Ekranlardan üzülerek izliyorum.

Çünkü ben parasız yatılı olarak öğretmen okulunu Çanakkale de, okudum ve dirsek çürüttüm. Unutur muyum bu güzel kenti ve boğazını.

O günlerin arkadaşlıkları ve anıları bugün bile gündemde. Aklıma geldikçe oralarda buluyorum kendimi. Boğaz, dalgalarıyla, feribotlarıyla gözlerimin önünde hep.

Kordon boyunda oturup karşı kıyıları, gelip giden gemileri, Nara Burnu’nu izliyorum. Parkta arkadaşlarla çay içiyorum..

Okulun hemen bitişiğinde bir fırın vardı. Karnımız doymadığı zamanlar, oraya gider, helva-ekmekle karnımızı doyururduk.

Sinemalar, iskele, kordon boyu, deniz kıyıları, gezinti yerlerimizdi. Sevmiştik Çanakkale’yi

Harman Mahallesindeki sinema, Sarıçay ve köprü ve plaj da bizim uğrak yerlerimizdi.

Son sınıfa gelince bazı arkadaşlar, kahvelere gitmeye başlamıştı.

Kafamı kaldırdım. Yine yangın görüntüleri. İnsanın içini dışını yakıyor..

Ekrana baktım bir yazı, “Alevler bir anda yükseldi, sanki ciğerimiz yanıyordu.”

Orman yangınlarıyla ilgili bir çok söylenti var. Kasıtlar, dikkatsizlik. Söndürme de yetersiz kalışımız. Başkaları da var ama bazılarını kanıtlamak olanaksız, görünmekte.

Orman deyip geçmemek gerek. Ne denli önemli olduğunu daha ilkokulda öğrenmiştik. En önemlisi oksijen üretmesi.

Ancak, bunların çoğu bir kulaktan girip öbüründen çıkmakta

Ülkemizi koruyan, kollayan ormanlarımı iyi, çok iyi koruma ve korumak gerekli… Gözümüze bakar gibi bakmak ciğerimiz gibi korumak gerekir… Söylemim yalan mı? yanlış mı?

AĞAÇLAR

Kestiğim ağaçlarda meyveler hamdı

Çilingir soframda kırık bir kadeh

Bizim evin önünden yine geçmedi şu karlı yaz

Akşam olunca haydı şerefe kalkan bardak

Vakit ve nakit” o masada uçtu uçtu yine

Şarkı ve söyleşi aklar şerbetli kadehleri

Baskı şiddet vız gelir çakır keyf akıllara

Ama bak bilge ne demiş çok önceleri

Şişe de durduğu gibi durmaz” dal-budak

Yine de molla, kendini kolla yanarsın

Yoksa gölgeni bulursun, ızgara-tava

Çetele tutmaya gerek yok yaz yeter

İçtiğin “aslan sütü” olsun bir de sen

Kimse sütten çıkmış ak kaşık değil

Bırakın isteyen içsin istemeyen içmesin

Cennette hepsi varmış, öyle dediler

Dünya cenneti yeter de artar …

Hesapsa herkes kendi verecek nasılsa

Öyleyse buyurun çilingir soframıza

İçmeyen o tadı bulmaz diyorlar

Garson, ağaçlar kesilmeden bir servis daha

(Necdet TEZCAN)