Bizim çocukluğumuzda sinema vardı. Sinemaların yazlıkları de vardı.Eski-püskü makineler kullanılır. Ve büzden olacak kopmalar olur, ıslık çalarak protesto edilirdi.Ve kısa bir süre sonra kaldığı yerden yeniden başlardı.

Sinemalar yine var; ancak tek-tük.

Neden böyle oldu?

Çünkü televizyonlar çıktı, mertlik bozuldu.

Artık ne ararsan evinde. Özellikle sinemalar, başka programlar… Yani anlayacağımız ve yaşadığımız bu aletin demirbaşı oldu.

Bu kadarla kalsa iyi, daha ne makineler çıktı. Yani teknik o kadar boyutlara taşındı ki, anlatması zor.

Süpürgelerden tutun da doğal gaza kadar olan biten, oldu ki saymak bir yana, şaşmak bir yana.

Uzayda da olan, bitene akıl sır ermiyor…

Hele “Yapay zeka” aklımı karıştırıyor. Ne denli düşünsen, işin içinden çıkmak olası değil.

Ben bu yaratının insanlarca yapıldığın düşünüyorum. Başka türlüsüne benim aklım ermiyor.

Her şeye rağmen düğme yine insanın elinde.

Sinemaya önce gidenlere sorardık, kavga var mı? Ne denli çok çatışma, kavga … varsa film bize göre güzeldi. Gündüz matinelerini kaçırmazdık. Parası olmayanlar dışarıda konuşmaları dinlerdi.

O zamanlar pilli-bataryalı radyolar vardı. Maç meraklısı bir büyüğümüz bakkal dükkanında maçı dinlerdi. Küçük bir camı açarak sesi dışarı verirdi. Bizim yaşlarda olanlar o camın önünde toplanır, maçı dinlerdik.

Ekin ekilen tarlalar kanallar aracılığı ile sulanır, iyi ürün alınırdı. İyice olgunlaştıktan sonra, orakla biçilir deme demet at arabalarıyla harmana taşınırdı. Orda dövülen başaklar hafif rüzgarlı bir havada savrulur daneler çuvallara doldurulurdu. Ve satışa sunulurdu.

Gündöndüler, mısırlar, pancarlar… daha değişik biçimde paraya dönüştürüldü. Uzun sürerdi bu işlemler.

Bir de şimdiye bakalım. Makine olgunlaşmış tarlaya girer, kısa zamanda ekinler çuvallara doldurulmuş olurdu.

Bunlar nerden geldi aklıma… Çocukluk yıllarımı anımsamak geldi içimden…. Kendi kendine oluştu o yıllar… Sanırım o yılların özlemi, sürükledi beni o yıllara….

İşte bir de şiircik:

SABAHTAN

Pınarımın suyunu yönlendiren ark

Arka bahçeden gülünce zamana

Bir tavşan önümden geçiverdi ırak

Nerde aydınlık nerde sabah-ten

İçme suyunu bile ağladılar

Ot tıkadılar çan can canıma

Üstü örtülü bir savaştı bulutların içi

Umutlar tavan yaptı kerpiç-ten

Yargılayan mı yargılanan mı belirsiz

İçimde bir türlü ayılamayan sarhoş

(Necdet TEZCAN)