(Esince Yapıtı—S:70-14)
21 ARALIK ATATÜRK EDİRNE’DE… Biraz gecikse de , her zaman güncelliğini korumakta, İşte:
21 Aralık Ulu Önderimin üçüncü kez kentimize geliş tarihi. Yani çok önemli bir gün bu Edirne’miz için. Bu nedenle bu güzel gün1ü kutsal bir gün olur şehrimiz için.
Zaten kaynaklara göre, öyle bir karşılanmış ki, övgüye değer. O günleri yaşayanlar kalmasa da kayıtlar ve eserler olayı canlı tutmakta.
Kitap deyince bu konuda yazılmış şu yapıttan söz etmeden olmaz.
Yapıt, dostumuz, meslektaşımız AYHAN TUNCA’nın:
1905’ten 1930’a…
“O YILLAR… olaylar…”
Ve…
EDİRNE’DEN Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK GEÇTİ
(Ayhan TUNCA)
Kitabın ön kapağı aynen böyle.; ortalarda da O’nun kalpaklı resmi var.
Yazarımız bu yapıtıyla olayı; tüm ayrıntılarıyla ve nedenleriyle sunmakta. Yer yer fotoğraflarla varsıllaşan yapıt 747 sayfa.
Yapıta göre O’nun geçişleri şöyle:
1909-1913-1916-1930 (son geçiş)
Yazılanlar hemen hemen çok ilginç. Ancak biri pek duyulmamış ve…1930 geçişinin öncekilerden farkı:
Denetleyip, irdelemeyi hedeflemesiydi.
KARŞILAMA TÖRENİ İSTEMEZDİ
“ATATÜRK geziye çıkmadan önce Cumhurbaşkanlığı Genel sekreterliği aracılığı ile tüm illere, bir duyuru gönderir ve karşılama töreni istemediğini bildirirdi.
Ama her şeye karşın halkın yollara döküldüğü ve bu coşkunun yaşandığı bilinir…”
Yani o her gittiği yerde amaçlı ve planlı gitmekte.
Ön kapağın içinde var olan bir sözü:
“Bize milliyetperver derler, fakat biz öyle perveriz ki bizimle teşrik-i mesai eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların bütün milliyetlerin icabatını tanırız.
Bizim milliyetperverliğimiz herhalde bodbinhane ve mağrurhane bir milliyetperverlik değildir.”
Özetle söylemek gerekir ki, konuya ilgi duyanlar bu yapıtı okumalıdır.
Ayhan Tunca yazarımızın eline yüreğine sağlık diyor ve bir kez daha kutluyorum. Çünkü o bir Edirne’li ve edirne’de yaşamakta Yöre Dergisi’ni yıllardır tek başına ve yapıtları da giderek çoğalmakta…
ATATÜRK GELİYORUM
Sonsuzdan sonsuza uçan sevdaya
İşte barış, işte özgürlük diyorum
Anıtkent anıtkent ve yeniden
Atatürk geliyorum
Her On Kasım’da güz hüznüyle
Ve ülkemle ürperiyorum
Kavalımdan barışa, özgürlüğe
Atatürk üflüyorum
Yaşamak için o çağı özlüyorum
İlke ilke, düşün düşün
Uzak yoldan dört koldan
Atatürk geliyorum
Taşımak isterlerse beni karanlığa
Birden çoğalıyorum
Gençliğin sözleri gerçeğin sözleriyle
Düşünce düşünce ok ok
Atatürk geliyorum
Yeşerince ovalar açınca çiçekler
Samsun’dan Erzurum’dan
Ankara’dan yürüyorum
Düşün düşün ırmak ırmak
Atatürk geliyorum
Hangi taşı kaldırsan, hangi çağa göz atsan
Dumlupınar Sakarya soluyorum
Göz göre göre yarınları
Atatürk görüyorum
Bu nasıl iş ürperiyorum düş bu ya
Atatürk 0lup aşılmaza, ulaşılmaza
Bağımsızlık köprüsünden giriyorum
Ve safları sıklaştıra, saklaştıra
Atatürk geliyorum
İnce uzun yollara, ışıl ışıl yıllara
“Övün güven çalış” çağlara
Yeni baştan evreni Ata-Türk görüyorum
Yeni baştan Dünya’ya
Atatürk var diyorum.
(Necdet TEZCAN)
24 ve 25 Kasım (Vatandaş Gazetesi)
Bu iki kutlu günü ikizlere benzetirim hep. Biri biterken biri başlar. Sirt-sırta vermiş iki dost gibi, kardeş kardeş.
Zaten Ekim ve Kasım ayları Trakya il, ilçe ve köylerinin kurtuluşlarını kapsar.Hepsini toparlayamam ama, doğduğum, büyüdüğüm Vize’nin kurtuluş bayramını anımsarım:1 Kasım.
Nerede olursa olsun tüm kurtuluş bayramlarının ayrı bir coşkusu, ayri bir görkemi, ayrı bir güzelliği vardır. Yıllardır yaşadık, yaşıyoruz mutlulukları, heyecanı.
Ancak Edirne’nin Kurtuluş Bayramı bir başka güzel ve heyecanlı olur. Bu nedenle çevre ilçe ve köylerden akın akın gelirler. Amaç; hem Bayramı izlemek, hem de kentin güzelliklerini ve tarihini yaşamak özlemi. Bunların en başında elbette Dünya Tatlısı Selimiye gelir. Görkemiyle bütün dünyayı büyülemiş, estetik yapısıyla ünlenmiş M.Sinan dehasının bir yapıtı.
Edirne’nin Kurtuluşu demek, ülkenin kurtuluşunun son noktası demektir, bir bakıma. Bu özelliği ile ayrı ve çekici bir etken olmalı. Bayram başlamadan tepelerden silah sesleri duyulur. Bu sesler düşmanla savaşımın ve onları kovalamanın simgesidir. Sonra asker komutanları başlarında olarak şehre girer.Karşılanır , kurdeleler kesilir, çiçekler ve bayraklar dile gelir sanki. Bir coşku ve bir alkış patlaması. Artından etkili ve yetkililerin konuşmaları ve resmi geçit. Dinmeyen ve artan alkış sesleri. Çokça geçen süslü püslü arabalar ve anlamlı arabalar. Ve dimdik yürüyen vatan evlatları.
Gece de sürer kutlamalar. Konserler, fener alayları ve havai fişek gösterileri, ayrı bir renk katar gösterilere.
Bu kent için öyle şiirler yazılmış ki, sayamazsınız. Bitmeyen bir enerji gibi tarih her taşın altından kıpır kıpır kımıldar.
Edirne için en çok şiir yazanlardan, Edirne’nin çınarı olarak tanıdığımız ULUĞ TURANLIOĞLU’dur.
Sağlığında bunu kendisi de söylerdi.
İşte günün anlam ve önemini içeren bir Şiiri:
EDİRNE’DEN KARSA KADAR
Şu bomboş arsalar, şu viran evler
Bu günde bizimdir, Yarın da bizim!
Serdar Ahmet’lerle Hacı İl Beyler
Bu gün de bizimdir yarında bizim!
İnmeyen tek bayrak, yenilmeyen er,
Sülün minareler, Türkleşmiş mermer
Sarsılmayan iman, ölmeyen zafer,
Bu gün de bizimdir, yarın da bizim
Yosunlu taşlarda dillenen zaman.
Beyaz duvarları bayrak yapan kan
Hasılı bu hava, bu mutlu vatan
Bu gün de bizimdir, yarında bizim!
(Uluğ Turanlıoğlu-Tanin Gazetesi)
YAYIN ORGANLARINDA KALANLAR - 8
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
