"İzin vermemeliyiz”

Son günlerde internet ve uydu kanalları üzerinden dini ürün ve uygulamalar satarak ticaretini yapan kişiler hakkında Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından yaptırım uygulanmaya başladı. Edirne İl Müftüsü Emrullah Üzüm'de konuyla ilgili açıklama yaparak "din istismarcılarına fırsat vermememiz gerekiyor" dedi.

"İzin vermemeliyiz”

Son günlerde internet ve uydu kanalları üzerinden dini ürün ve uygulamalar satarak ticaretini yapan kişiler hakkında Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından yaptırım uygulanmaya başladı. Edirne İl Müftüsü Emrullah Üzüm'de konuyla ilgili açıklama yaparak "din istismarcılarına fırsat vermememiz gerekiyor" dedi.

Emre SEDEF
Emre SEDEF
24 Şubat 2018 Cumartesi 05:00
"İzin vermemeliyiz”

    Edirne İl Müftüsü Emrullah Üzüm "Milletimizin varlığını, birliğini bozmak veya ortadan kaldırmaya çalışanlar savaş yoluyla yapamayacaklarını anlayınca bunu milletimizin duygu ve düşüncelerini, ahlaki ve dini değerlerini istismar ederek yapmaya başladılar.İstismar: Türkçeye Arapçadan geçen ve sözlük anlamı olarak iyi niyeti kötüye kullanma, sömürme anlamına gelen bir sözcüktür. İstismar etmek, bir kişinin ya da kişilerin iyi niyetini kötüye kullanarak yararlanmak, bir düşünceyi kötüye kullanarak zarar vermeyi hedeflemektir. İstismar, yaşı ve cinsiyeti ne olursa olsun herhangi birinin yaşamına yönelik kötüye kullanım anlamına gelir. İstismar, fiziksel olarak kötü muamele, duygusal zorbalık, psikolojik zorlama, cinsel istismar biçiminde uygulanabilmektedir.
    "DİN İSTİSMARI TOPLUMUN PSİKOLOJİSİNE MÜDAHELE ETMEKTİR"
    İslam'la şereflendiği günden beri dini hassasiyetini koruyan milletimize kurulan tuzakların başında da Din istismarı gelmektedir. Tarih boyunca çeşitli kişiler ve guruplar, insanların hayatlarında merkezi bir yere sahip olan dini ve dinî ritüelleri kendi çıkarlarına alet etmişlerdir. Dünyevi menfaat devşirmek adına dinde birtakım tahrifatlar yaparak din istismarına kapı aralamışlardır. Din istismarı; din üzerinden topluma, toplumun sosyolojisine, psikolojisine, kültürel dokusuna müdahale etmektir. İnsanın Yüce Yaratıcı ile ilişkisini, vahyin şerefli elçisi olan Hz. Peygamber ile bağını ve diğer insanlar ile birlikte yaşama esaslarını belirleyen din, samimiyet üzerine kurulmuştur. Bu yüzden Allah Resulü (s.a.v.) “Din nasihattir/samimiyettir.” buyurmuş, ashab-ı kiram “Kime karşı?” diye sorunca, “Allah'a, Kitab'ına, Rasulü'ne, Müslümanların idarecilerine ve bütün Müslümanlara karşı” cevabını vermiştir. (Müslim, İman, 95.) İlahî olanla ilişki, samimiyet üzerine bina edilir. Hâlık'a karşı mahlukun en birinci vazifesi, O'nun birliğini, bütün eşsiz ve benzersiz sıfatlarıyla yüceliğini, kudret ve rahmetini büyük bir içtenlikle ikrar ve kabul etmektir. “Dini Allah'a has kılarak O'na ibadet edin.” (A'raf, 7/29.) ayeti, bu içtenliğin kulluğun özü olduğuna ve ibadetin Allah Teala'nın rızasına erişmek dışında bir amaç gözetmemesi gerektiğine işaret eder. Dinin esas anlamı, her türlü iş ve oluşun Allah rızasını merkeze alarak ele alınması ve O'nun rızası doğrultusunda gerçekleşmesidir. En önemlisi de dinini ve dinî değerlerini dünya menfaatine kurban etmekten, Allah'ın rızası dışında rıza ve onaylar almak uğruna dinini feda etmekten şiddetle sakınmayı gerektirir. Din ile samimiyet arasındaki bu vazgeçilmez bağı kuramayan birçok kişi ve grup, tarih boyunca dinden faydalanarak çeşitli kazançlar elde etme yoluna gitmiş, düşünce ve eylem bazında sapmalar yaşarken çıkarlarına dini alet etmekten çekinmemiş ve tarih boyunca din istismarı ile dini tahrif kol kola yürümüştür.
    "DİNİ DEĞER İSTİSMARLARI BİRLİK VE DİRLİĞİMİZE ZARAR VERMEKTE"
    Her ne kadar dile getirmekten hicap duysak da, din istismarı söz konusu olduğunda İslam toplumları da üzücü örneklere şahittir. Kadim gelenekleri arkasında bırakan bu bulaşıcı hastalık Müslümanlara sirayet etmekte gecikmemiş, Hulefayı Raşidin döneminin acı tecrübeleri, fitne hareketleri, siyasi ve itikadi bölünmeler, din istismarını da beraberlerinde getirmiştir. Allah kelamının ilahî bir kalkanla korunuyor olması metnin değiştirilmesine imkân vermese de kimi zaman ayetlerin anlamlarını çarpıtarak, kimi zamanda onları bağlamları dışında kullanıp batıni yorumlarla maksadının dışında istihdam ederek istismarın yolunu açanlar daima olmuştur. Sadece Kur'an'ı değil hadis rivayetlerini, ashab-ı kiramın hayatını, dinî değer ve kavramları, Müslümanların dinî duygularını istismar eden bezirganlar dün olduğu gibi bugün de karşımızdadır. İslam esaslarına aykırı biçimde üretilen kutsallıklar ve dindar kesimlerin zihinlerini çelen dinî değer istismarları sadece Kur'an ve sünnetin önüne perde olmakla ve İslam akidesine zarar vermekle kalmamakta; aynı zamanda dünyadaki İslam algısını, birlik ve dirliğimizi, huzur ve güvenliğimizi de tahrip etmektedir. İtibar ve nüfuz elde etmek, ekonomik çıkar sağlamak, makam ve şöhret kazanmak ya da ilmî yetersizliğini ört bas etmek gibi farklı niyetlere hizmet etse de din istismarının sonucu aynıdır: Dinin toplum içindeki saygınlığını ve insanların dine dair güvenini zedelemek, sağlıklı bir din algısının toplum içinde yerleşmesine engel olmak ve tefrikaya zemin hazırlamaktır.
    "SONUNDA OLAN DİNE VE SAMİMİ DİNDARLARIN UMUTLARINA OLUR"
    Öteden beri İslam coğrafyasında dinin bir dizi sırlarla dolu olduğu, bunu ancak özel yetki ve yeteneğe sahip belli şahısların çözebileceği, kurtuluş için de bu şahısların peşine takılmak gerektiği fikri ısrarla işlenir ve birçok dinî oluşum/örgütlenmeye buradan kanal açılır. Bu kapıdan girenler de şahıslara dinî kurtarıcılık, gayptan haber verme, dünyaya tasarruf, hatta Levh-i mahfuz'a/ilahî takdire müdahaleye kadar uzanan bir kutsiyet ve otorite izafe etmeye ve bunun delillerini de Kur'an'ın satırları arasında aramaya başlarlar. Dinde gizem arttıkça dinî duygu ve arayışların istismar edilme riski de artar. Sonunda olan dine ve samimi dindarların umutlarına olur. Dinî değerler buharlaşır, umutlar tükenir. Bu yolun sonu din istismarına ve istismar edilen dinin tüketilmesine kadar gider. Çok boyutlu din istismarının güncel/aktüel ve en çarpıcı örneği ise FETÖ terör örgütüdür. Bir kişinin gerek kendi konumunu, gerek kişi ve grup çıkarına dayalı iddialarını ve davranışlarını dinî referanslara dayandırma çabası da din istismarlarının nelere sebep olduğunu göz önüne sermektedir.
    "DİN İSTİSMARI İLE MÜCADELE ANCAK İYİ NİYET VE SAMİMİ GAYRET"
    İnsan için dinin anlamı değişmeyecek ve insanın dine olan ihtiyacı hiçbir zaman eksilmeyecektir. Dolayısıyla dinin insan ve toplum hayatındaki varlığı, din ile sağlıklı ilişkiler kurabilmenin değeri, dinin doğru anlaşılmasının ve içtenlikle yaşanmasının önemi de hiçbir zaman yok olmayacaktır. Din istismarıyla mücadele ancak iyi bir niyet ve samimi bir gayretle mümkündür. Dinini sağlam kaynaklardan öğrenen Müslüman, aklını ve idrakini bir başkasının emel ve ideallerine teslim etmeyecek, din istismarcısına fırsat vermeyecektir"Dedi

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Muharrem Soylu 2018-02-24 15:36:38

Yazinizi okudum hocam. Dusuncelerinize cani gonulden katiliyorum. ALLAH ' a emanet
olunuz.