Mahmut Makal’ın son kitabını(Memleketin Sahipleri) ni okurken, insanlarımızın nasıl kandırıldığını, oyalandığını, büyülerle , muskacıların ve perilerle… sömürüldüğünü bir kez daha; gördüm.

Ve ne yazık ki, günümüzde bile, bu tür kandırmacalarının kılık değiştirerek sürdürüldüğüne gördükçe acı acı düşünüyorum

Falcılığın, medyumluğun, ekranlara taşındığı ilgi ile izlendiği telefonlar edilerek, sorular sorulduğunu… ilgi ile izliyor ve ülkem adına üzülüyorum…

Daha beteri, tarikatların desteklenmesi ve eğitimin

O yöne doğru kaydırılması

Hele hele laikliğe karşı çıkıp şeriat istemleri… Hele bu çağda, insanın canını sıkması bir yana aydından yana olanları kinlendirmesi bile geçerli sanki. Hani bir zamanlar “Gomanistler Moskova’ya” ya da “Komünizmle mücadele, ayyuka çıkmıştı. “Milli kıyafet bu ne rezalet” deyişini de hala anımsarım…

Aydınlarımızı yok etme çabaları da tarih kitaplarına yazılmıştır, sanıyorum. Toplu katletmeler de sanırım, o zamanlarda da, ve şimdilerde de yenir yutulur cinsten değil. Gözyaşı yetmez ağlasan da.

“Cami ne denli görkemli olursa olsun, imam bildiğini okurmuş.”

Bunlar yaşadıklarımızın bir bölümü. Saymaya kalksak daha kim bilir daha neler çıkar bilmediklerimiz. Cinler, şeytanlar.. yani say say bitmez. Sonraki nesiller nasıl karşılar bu olup bitenleri..

Yeni çıkan savaşlar da işin çabası. ABD’ dünya hakimi sanki. İstediği yeri, istediği zaman bombalıyor. Rusya’da aynı yolda…

Savaşlar da eskisi gibi değil. Füzeler, bombalar; uzak yakın tanımaz oldu. Bu böyle giderse, kıyamet bile kopabilir mi, ne?

Hepsi bir yana, yitirilen zaman… ve geri kalmışlığı (sosyo-ekonomik- kültürel) bir türlü aşamayan “Güzel Cennetim-Türkiye’ m”.

Kitabı okudukça çocukluğumdan kalan olaylar geliyor aklıma. “Nazar” olayı ilk aklıma gelenlerden… Nazar değmesi oldukça yaygındı. Nazar değenler , boynuna boncuk takar hacılara hocalara okuturdu kendini. Azalsa da olay sürmekte.

Hadi o yıllarda cehalet vardı. Okuma yazma oranı çok düşüktü. Kızlar okula bile gönderilmezdi.

Nezle grip olduğumuzda bizi komşumuz Şefika teyzeye okuturlardı Biraz mırıldanır sonra da tükürüklerini de sıçratarak yüzümüze üflerdi. Armağanı da bir kahve olurdu, genelde. Nazara karşı tütsülenme…İşte biri:

Bir komşu sürücünün benzini bitmiş. Bir ak sakallı yaşlı (ermiş) sürücüye bir şişe benzin vermiş. Ve o benzin günlerce bitmemiş.

TARAÇA

Gül yorgunu anılardan

Sıkıntılarıma düşen gölge

Kırılgan ve antika vazolara sırdaş

Ahşap gülüşlere tırmanırken

Betonarme söylemine

Kambur ve tepegöz hazlar

Peşine düştüğüm rüzgarlı dallarda

Yozlaşmış duyargalı paslı çiviler

Göz boyama yarışına uzak bayrak

Süzülür gidenin özenti ırmaklarına

Bir kaf-dağı masalına esrik gülmece

Tutuna tutuna çıkarım Arafat’ta taraça

(Necdet TEZCAN)