İşte bir başka sabah. Bu kim bilir kaçıncı. Sabah dediysen “seher vakti” değil. Bir Haziran sabahı olmasına rağmen, serin ve sıkıntılı.
Az önce yağdı. Ama toprak bile ıslanmadı. Sanki tek bulutlu bir yağış. Hemen ardından yakıcı bir güneş, ve yine ama daha yoğun yağmur sıkıntısı. Caddeler ıslandı gibi ama, çok kısa sürdü, ve caddeler kısa sürede kurudu.
Sanırım bu yağmur bulutları, dön , bütün gün esen rüzgar taşımıştı buralara. Gökte koyu-kara bulutlar olsa da maviler de parçalı bohça gibi.
Sabah uyanınca ilk iş ne olur? Elbette ekmek gazete ve evin diğer gereksinimleri eve taşımak. Sonra kahvaltı. Zayıflamak ya da incelmek isteyenlerin diyeti. Yürümek isteyenlerin kıyafeti.
Emekli sayısının çoğaldığı günlerdeyiz. Pahalılığa rağmen tüketim;almış başını gidiyor. Spor yapmak için bazı yerlere konan aletler… İlk hevesler geçince , yaşam hemen normale döner. Son zamanlarda bu aletlere uzaktan bakar olduk, hevesliler de dahil.
Bir gazetede sanırım bir kaç gün önce okudum. Ülkemizde kitap okuyanların sayısı %4, %96 sı TV izleyip maç izliyormuş… Fiziğini güzelleştirmek belki çekici değil ama doğal da değil. Fiziğini öne çıkarıp statü elde etmek, kurum satmak iyi, hoş da kafanın içini doldurmadıktan sonra, çirkin bir güzellik olur bu. Ve kısa zamanda sırıtmaya başlar. Fiziki güzellik doğalsa akıl ve kişilikle bütünleşip sanat ya da kültürle bütünleşmediği sürece sırıtır.
Eskiler çok ağır süs püsle güzelleşenlere “Kokona” derlermiş. Ne demekse?
Kahvaltıdan sonra, gazete ya da gazeteler girer devreye. Birkaç saatinizi alır bu etkinlik. Çünkü benim gazetem bakınacak değil okunacak türden. Trajı az ama her şeyiyle önemli. Okumayı ciddi anlamda sevenlerin yayın organı. Bulmacası bile minik ama, en çok uğraştıranlardan. Özetle o başlı başına örnek ve öğretici.
Bugün Hazirana ait bir gün. Yine aldım ve özellikle tüm köşe yazılarını okudum.
Turgay Fişekçi’nin DEFNE GÖLGESİ köşesinde çıkan “Ömrü Edebiyata Vurmak yazısı ilgimi çekti. Edebi ağırlıklı yazısını şöyle noktalamış:
“İnsan kalbi, kıyısız deniz, yapraksız ağaç” der. Cahit Külebi:”İnsan kalbi şu kısacık yeryüzü konukluğunda ne kadar azını yaşayabiliyor.
Dünya nimetlerinin”
Edebiyat, kişiliği özgürleştirecek en temel gereçtir, bütün insanlar için. Ve insan özgürleştikçe dünyayla ve öteki insanlarla dostluğu ve mutluluğu paylaşacaktır.
Öyle olmasa bile bunun olabileceğini düşünmek ya da hayal etmek bile zevkli Erdemli olmak paylaşılırsa gerçekten insanca yaşanası bir Dünya olurdu.
Şimdi şiir zamanı artık…
YAZ
Gönül gözümün iğde rengi teninden
Boşlukta sallanan ürkek dal
Ekşisi azaldıkça kızaran nar
Sazımı çaldılar yine sazım/sızım
Sabah yeline karışır izleri
Dere boylarında söğütsüz hışırtı
Yapıncak yansımalı üzümsüz akort
Dam üstünde sokak yalaması bir kedi kent
Lodos yorgunluğuna erotik desenli aşk
(Necdet TEZCAN)