Genel Kurul’da görüşülen önergenin DEAŞ tehdidini münferit bir olay üzerinden ele alma riski taşıdığına dikkat çeken Akalın, terör örgütünün yalnızca sahadaki eylemleriyle değil, küresel ölçekte taşıdığı siyasi ve askerî mesajlarla değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
“DEAŞ’ın askerî olarak bitirildiği defalarca ilan edildi. Buna rağmen örgüt nasıl oluyor da farklı ülkelerde, farklı zamanlarda yeniden ortaya çıkıyor?” sorusunu yönelten Akalın, Suriye ve Irak’ta özellikle SDG kontrolündeki bölgelerde tutulan binlerce DEAŞ mensubunun neden tam anlamıyla tasfiye edilmediğini sordu.
2022 yılında SDG/YPG-PKK ve bileşenleri tarafından yönetilen Haseke’deki Sina Hapishanesi’ne düzenlenen saldırıyı hatırlatan Akalın, çok sayıda DEAŞ mensubunun bu saldırı sonrası kaybolduğunu belirterek, bunun bir güvenlik zafiyeti mi yoksa bilinçli bir mesaj mı olduğunun açıklığa kavuşturulması gerektiğini ifade etti.
DEAŞ tehdidinin her yeniden gündeme gelişinde SDG’nin uluslararası alanda “vazgeçilmez aktör” olarak sunulmasına dikkat çeken Akalın, bazı DEAŞ yöneticilerinin yabancı istihbarat servisleriyle temaslı olduğuna dair uluslararası basın ve akademik çalışmalarda yer alan ciddi iddiaların Meclis gündemine neden taşınmadığını da sorguladı.
Akalın, DEAŞ gibi yapıların yalnızca terör eylemleri gerçekleştiren örgütler olmadığını, aynı zamanda bölgesel dengeleri sarsan, vekâlet aktörlerini güçlendiren ve uluslararası müdahalelere zemin hazırlayan araçlar hâline getirildiğini savundu.
İYİ Parti olarak yalnızca yaşanan olayları değil, bu olayların Türkiye ve bölge açısından doğuracağı siyasi, askerî ve jeopolitik sonuçları da gördüklerini ifade etti.
Haber Merkezi
