(Babalar Günü Nedeniyle)
Babamlar dört kardeşmiş memlekette. Onların babaları da değirmenci imiş. Bir gün , biri değirmene gelir ve cenazesi olduğu için dedeyi çağırır ve acele olmasın ister. Dede çok işi olduğunu gelemeyeceğini anlatır. Aralarında çıkan tartışma dedenin öldürülmesiyle son bulur. Çocuklardan biri de o adamı halleder. Dede aynı zamanda cami hocasıdır.
Ama o zaman yakınları bu kardeşin peşine düşer. Eve baskınlar düzenlemeye başlarlar. Bir süre zar zor da olsa saklanır. Sonunda kaçar memleketten. Daha sonra Amerika'ya gittiği duyulur. Uzunca bir süre sonra Konsolos aracılığı ile aranır; sorulur, soruşturulur. Tüm aramalara rağmen ulaşılamaz.
Kalanlar çok sıkıntılı günler geçirir. Bunalırlar. Ve Anavatana göçe karar verilir. Ve o sıkıntılı yolculuk başlar. Sanırım mübadele yılları. Bir gemiyle yola çıkılır. İçleri dışlarına çıkar ve bir ay kadar sürer yolculuk. Manastır ili , Florina Sancağı, Kesriye ilçesi Galişta Köyünden Maraş’ın bir köyüne iskan edilmişlerdir.
Köyün yerlileri bunları iyi karşılamaz. Gavuristan’dan geldikleri için selam bile vermezler. O günler de kolera salgını vardır; cenazeler kaldırılır bu nedenle. Bizimkiler uyum sağlayamaz.
O günlerde bir memleketlileri Vize’ye göç etmiştir. Ve bizimkilere sık sık mektup yazar. Burası çok güzel, bizim oralara benziyor diye övgüler düzer ve bizimkileri de oraya çağırır.
Oradan önce Adana’ya, daha sonra İzmir’e sanırım kaçak olarak ulaşırlar. İzmir’de akrabaları vardır. Oraya uğrarlar dönerken. İşletmeleri için bir otel tahsis edilmesine rağmen ikna olmazlar.
Ve Vize’de alırlar soluğu.
İlk günler, çiftçilik, ve hayvancılık yaparlar…
Arabacılık dediğim taşımacılık. O zamanlar yol yok, otolar yok. Taşımacılık ancak at arabalarıyla mümkündü. Kardeşlerden Faik amca bu işi yüklenmişti.
Bir kış günü Demirköy’e yolcu çıkar. At arabasıyla yola çıkarlar. Demirköy’e yaklaştıkça dağlar yükselir. Ormanlar sıklaşır. Soğuk ve bol kar yağar bu ilçede.
Neyse ilçeye varıp yolcular bırakılır ve yine arabayla geri dönülecektir. İlçeden çıkar çıkmaz fırtına ve kar başlar. Yani tipi. Faik amca yoluna devam eder. Zor-zor İslamköy’e ulaşır. Donmak üzereyken köylüler yardımcı olur. Bir kahveye taşınarak ve donmuş bölgeler ovuşturularak, zar-zor kendine gelir. Ciğerlerini de üşütmüştür. Yıllar sonra bu hastalıktan hayatını kaybeder.
Şimdiki adı Gazi Mahallesi olan o zamanki adı Seyit Kasım Mahallesine yerleşirler. Vizeliler o mahalleye Karşı Mahalle derlerdi… Vize’de var olan iki handan birinin aileye verilmesini sağlar.
Bilindiği gibi o yıllarda özellikle köylerden iş için ya da pazara atlarla eşekle ve arabalarla Bir gelinir,ve hanlarda konaklanırdı. Arabalar için boş bir alan, hayvanlar için ahırlar, kahve bölümü ve üst katlar otel olarak kullanılırdı.
Bir cadde üzerinde olan çarşının en önemli yerindeydi o han. Çok görkemli değildi ama iş görüyordu. Ayrıca, bir terzi dükkanı, bir samanlık, merdiven altında bir fotoğrafçı, kahvenin bir köşesinde bir berber. Kapı önündeyse, bir leblebici, bir de bileyci bulunmakta idi.
Hanın tam karşısında hükümet konağı yer alıyordu. Çay kahve gereksinimleri bizden karşılanırdı. Bu binanın acıklı öyküsüne daha sonra yer vereceğim.
-----------------------------------
Bu konuda yeğenim Levent Çolak’ın edindiği bilgiler:
Bilgisayardan göçmen kayıtlarından elde ettiğim bilgi.
Hafız Bekir oğlu Recep, Muharrem, Fayık ve anneleri Esma 1924 mübadelesinde Gülcemal vapuru ile Türkiye’ye geldiler.Geldikleri yer Osmanlı kayıtlarında şöyle gösteriliyor. Manastır İli, Florina Sancağı, Kesriye Kazası, Galişte Köyü. Yeni Türkiye Cumhuriyeti onları Kahramanmaraş Ta ismini bilmediğimiz bir yerde iskan ediyor. Ancak oranın halkı bu göçmenleri Türk ve Müslüman olarak görmüyor. Yunanistan’da pis Türk olan zavallılar Türk vatanında pis gavur oluyorlar. Bu muamelelere razı olamayan Recep Vize’deki arkadaşlarıyla mektuplaşarak oradaki devletin verdiği malları satar, kardeşlerine ve annesine sahip çıkıp onları Vize’ye getirir. Sonra hancılık başlar. Daha da eskilere gidersek dedemden dinlediğimiz kadarıyla Balkanlar’a Fatih Sultan Mehmet zamanında Konya-Karaman’dan göçtüğümüzdür. (Bilgilerin bir kısmı internetten bir kısmı dedemden edinilmiştir.)
-----------------------------------------
BABAM-ŞEHİR-ŞİİR (BABALAR GÜNÜ NEDENİYLE)
Babam dize dokurdu, ben sarılırdım
Balkan soğuğunda şiirle ısınırdık
İki oda bir kitaplık evimiz
Besbelli Necatigil’den kiralık
Babam şiir okurdu ben büyürdüm
Güvercinler üşüşürdü içime
Dokuz-sekizlik bir kentti bizimkisi
Karlarla notalar aynı anda yağardı
Babam anlardı, gölgeli ulu çınar
Uçan serçe acemiliği bende
Kendimi dünyaya kanıtlama telâşı
Gitmeye hevesli bir otoban içimde
Babam dalar giderdi, ben de giderdim
Başka kentlere, düşlere, sevilere…
Özleme boyanırdı upuzun yollar
Otobüsler yanaşırdı şiirlere
Babamın büyütmediği küçük kız
Yırttı kozasını her tırtıl gibi
İpek düşlerle demirden gerçeklerle
Kazdı durdu hayatının içini
Ne zaman dönsem günebakan şehri
Usulca salıncağımı sallıyor babam…
ÖZLEM TEZCAN DERTSİZ