Borsaya giren hemen herkesin ilk sorusu aynıdır;

“Ne kadar kazanabilirim?”

Oysa yatırımcının sorması gereken ilk soru belki de şudur:

“Ne kadar kaybetmeyi göze alabilirim?”

Aradaki fark küçük görünebilir. Fakat yatırım ile kumar arasındaki sınır çoğu zaman tam burada başlar.

Piyasalarda geleceği kesin olarak bilen hiç kimse yoktur. Bir şirket çok iyi bilanço açıklayabilir, yeni yatırımlar yapabilir, ihracatını artırabilir ve güçlü siparişler alabilir. Buna rağmen hissesi düşebilir. Tersi de mümkündür: Finansal göstergeleri zayıflayan bir şirketin hissesi, beklentiler nedeniyle bir süre yükselmeye devam edebilir.

Çünkü borsada yalnızca şirketleri değil, geleceğe ilişkin beklentileri de satın alırız.

Bu nedenle akılcı yatırımın ilk şartı geleceği tahmin etmek değil, geleceğin tahmin edilemeyeceğini kabul etmektir.

İyi şirket ile iyi yatırım aynı şey değildir

Yatırımcıların en sık düştüğü hatalardan biri budur.

Bir şirketi beğenmek başka şeydir, o şirketin hissesini hangi fiyattan satın aldığımız başka şeydir.

Dünyanın en başarılı şirketlerinden birinin hissesini bile aşırı pahalı bir fiyattan satın alırsanız kötü bir yatırım yapabilirsiniz. Ortalama bir şirketi yeterince düşük bir değerlemeden almak ise bazı koşullarda iyi sonuç verebilir.

Bu yüzden yatırımcı yalnızca:

“Bu şirket iyi mi?” diye sormamalıdır.

Şunları da sormalıdır:

“Şirket ne kadar kazanıyor? Borcu ne kadar? Nakit yaratabiliyor mu? Gelecekteki yatırımlarını nasıl finanse edecek? Rakiplerinden farkı nedir?
Ve en önemlisi, bütün bunların ne kadarı bugünkü hisse fiyatının içinde zaten var?”

İşte fiyat ile değer arasındaki ayrım burada başlar.

Borsadaki en pahalı duygu: Kesinliktir.

İnsan zihni belirsizlikten hoşlanmaz.

Bu nedenle yatırımcı zamanla kendi yatırımına âşık olmaya başlayabilir.

“Bu şirket kesin yükselir.”

“Buradan daha aşağı düşmez.”

“Biraz daha beklersem mutlaka döner.”

“Geçen sefer yükselmişti, yine yükselir.”

Oysa piyasanın bizim düşüncelerimize karşı herhangi bir sorumluluğu yoktur.

Bir hisseyi 100 liradan satın almamız, o hissenin yeniden 100 liraya dönmek zorunda olduğu anlamına gelmez.

Bizim maliyetimiz piyasanın hafızası değildir.

Akılcı yatırımcı bu nedenle kendisine sürekli şu soruyu sorabilmelidir:

“Bugün elimde bu hisse hiç olmasaydı, mevcut bilgilerle bu fiyattan tekrar satın alır mıydım?”

Bazen bu sorunun cevabı insanın kendi yatırımına ilişkin düşüncesini tamamen değiştirebilir.

Kaldıraç, zamanı yatırımcının düşmanı yapabilir

Vadeli işlemlerde konu daha da önemlidir.

Normal bir hisse yatırımında yatırımcı fiyat düşüşüne karşı beklemeyi tercih edebilir. Kaldıraçlı işlemlerde ise piyasa yatırımcıya aynı zamanı vermeyebilir.

Çünkü küçük fiyat hareketleri sermayede çok daha büyük değişimlere neden olabilir.

Bu nedenle kaldıraç; kazancı büyüttüğü kadar hatayı da büyütür.

İnsanların çoğu kaldıraçlı işlem yaparken ne kadar kazanacaklarını hesaplar.

Akılcı yatırımcı ise önce tersini hesaplar; “Yanılırsam ne olur?”

Bu dört kelime yatırım dünyasının en değerli sorularından biridir.

Tek sepete bütün geleceğimizi koymak

Bir şirkete çok güvenebiliriz.

Ama bizim bilmediğimiz şeyler her zaman olacaktır.

Bir dava çıkabilir.

Yeni bir düzenleme gelebilir.

Şirketin önemli bir müşterisi kaybedilebilir.

Faizler değişebilir.

Döviz kuru değişebilir.

Jeopolitik bir kriz çıkabilir.

Yönetim hata yapabilir. Yönetim bir fona para yatırıp malvarlığına el konulabilir.

Bunların hiçbirini yatırımcı tamamen kontrol edemez.

Çeşitlendirme bu nedenle “hangi şirketin yükseleceğini bilememek” değildir.

Aslında daha temel bir düşüncedir:

Yanılabileceğimizi kabul etmektir.

Akılcı yatırımcı parasını dağıtırken yalnızca getirisini değil, hayatta kalma ihtimalini de artırmaya çalışır.

Çünkü yatırımda önemli olan tek bir işlemde büyük para kazanmak değildir.

Bir sonraki fırsata ulaşabilecek sermayeyi koruyabilmektir.

Kazanmak her zaman haklı olduğumuz anlamına gelmez

Bu da yatırımın en tehlikeli tuzaklarından biridir.

Bir hisseyi hiçbir analiz yapmadan satın alırsınız.

Ertesi gün yüzde 10 yükselir.

Para kazandınız.

Peki, doğru karar mı verdiniz?

Bunu yalnızca sonuçtan anlayamayız.

Çünkü kötü bir karar iyi sonuç verebilir.

İyi düşünülmüş bir karar da kısa vadede kötü sonuçlanabilir.

Bir zar attığımızı düşünelim. Altı gelmesine güvenerek bütün paramızı ortaya koyduk ve gerçekten altı geldi.

Kazandık.

Ama bu, kararımızı akılcı yapmaz.

Borsada da sonuç ile karar kalitesini birbirinden ayırmayı öğrenmek gerekir.

Bu yüzden başarılı yatırımcı yalnız kazancını değil, karar verme sürecini de ölçer.

“Neden aldım?”

“Hangi şartlarda yanılmış olurum?”

“Ne kadar risk aldım?”

“Beklentim gerçekleşmezse ne yapacağım?”

Bu soruların cevapları yatırım yapılmadan önce verilmelidir.

En büyük sermaye para değil, zamandır

52 yaşındaki bir insanla 22 yaşındaki bir insanın aynı miktardaki parayla aynı riski alması her zaman akılcı olmayabilir.

Çünkü kaybedilen para yeniden kazanılabilir.

Fakat kaybedilen zaman geri getirilemez.

Bu nedenle yatırım planı yalnızca sermayeye göre değil; yaşa, gelire, borçlara, aile sorumluluklarına ve paraya ne zaman ihtiyaç duyulacağına göre oluşturulmalıdır.

Bir insanın bütün birikimini yüksek riskli bir yatırımda değerlendirmesi ile kaybettiğinde hayat standardı değişmeyecek küçük bir bölümünü riske atması aynı şey değildir.

Risk, yalnızca yatırım aracının özelliği değildir. Yatırımcının hayatıyla olan ilişkisidir.

Akılcı yatırım biraz da kendimizi tanımaktır

Belki yatırımın en zor tarafı bilanço okumak değildir.

İnsanın kendi zihnini okuyabilmesidir.

Korktuğumuzda satıyoruz.

Herkes kazanırken dışarıda kalmaktan korktuğumuzda alıyoruz.

Kazandığımızda kendimizi olduğumuzdan daha yetenekli sanıyoruz.

Kaybettiğimizde zararımızı kabul etmek istemiyoruz.

Sonra yatırım kararlarımızı savunmaya başlıyoruz.

Oysa piyasa bizim egomuzla ilgilenmez.

Bu nedenle iyi yatırımcı her zaman en zeki insan olmayabilir.

Bazen yalnızca şu cümleyi söyleyebilen kişidir:

“Yanılmış olabilirim.”

Ve belki yatırım dünyasında insanı büyük kayıplardan koruyan en değerli cümle de budur.

Çünkü akılcı yatırımın amacı her işlemi doğru bilmek değildir.

Yanlış bildiğimiz zamanlarda da oyunda kalabilmektir.

Para kazanmak bunun sonucudur.

Asıl mesele sermayeyi, zamanı ve karar verme yeteneğimizi korumaktır.

Ve belki yatırımın en sade kuralı şudur:

Geleceği bilmek zorunda değiliz.
Gelecek beklediğimiz gibi olmadığında ne yapacağımızı bilmek zorundayız.