İnsanlık tarihinin en büyük paradokslarından biri şudur:
Savaşı tanrılar mı öğretti, yoksa insan mı savaşı tanrılardan daha ileri götürdü?
Bu soru, Homeros'un Odysseia ve İlyada destanlarından başlayarak, Christopher Nolan'ın Oppenheimer filmine kadar uzanan ortak bir düşünsel hattı oluşturur.
Eğer Christopher Nolan gerçekten Odysseus merkezli bir film çekmişse, bunun yalnızca Truva Savaşı'nı anlatacağını düşünmek büyük hata olur.
Nolan'ın ilgisini çeken şey savaşın kendisi değil, insanın savaş karşısındaki zihinsel dönüşümüdür.
Bu nedenle Odysseus ile J. Robert Oppenheimer aynı soruyu soran iki farklı çağın insanıdır.
TRUVA ATI BİR SİLAH DEĞİLDİR
Çoğu kişi Truva Atı'nı dev bir tahta at olarak görür. Aslında o, ilk psikolojik silahtır.
Odysseus şunu keşfetmiştir; İnsan kaleyi yıkmadan da kazanabilir. Çünkü insanın en zayıf noktası duvarları değil, inançlarıdır.
Truvalılar savaşı dışarıdan beklerken, savaş hediyenin içine saklanmıştır.
ATHENA'NIN HEDİYESİ
Yunan mitolojisinde savaş yalnızca Ares'in alanı değildir. Ares savaşın öfkesidir.
Athena ise savaşın aklıdır.
Athena, Odysseus'a yalnızca kılıç kullanmayı öğretmez.
Ona; stratejiyi, sabrı, aldatmayı, zamanı, insan psikolojisini öğretir.
Truva Atı işte bu eğitimin zirvesidir.
Burada ilk kez insan kas gücüyle değil, zekâ ile savaş kazanır.
ATHENA'NIN EN BÜYÜK YANILGISI
Athena savaşı öğretirken insanın ahlakının aynı hızla gelişeceğini varsaymış olabilir.
Ama insan yalnızca zekâsını geliştirdi. Vicdanı aynı hızda büyümedi.
Sonuçta; Truva Atı, barut, makineli tüfek, kimyasal silah, atom bombası, yapay zekâ destekli silahlar aynı çizginin devamı oldu.
OPPENHEİMER ve TRUVA ATI
Yaklaşık üç bin yıl sonra başka bir insan başka bir savaş üretir.
J. Robert Oppenheimer.
Bu kez tahta at yoktur. Onun yerine atom vardır. Ancak mantık aynıdır. İnsan, kendi zekâsını, kendi sonunu hazırlayacak noktaya taşımıştır.
Oppenheimer bombayı yaptıktan sonra Bhagavad Gita'dan şu sözü hatırlar.
"Şimdi ben ölüm oldum; dünyaların yok edicisi."
Bu cümle, Odysseus'un Truva surlarına bakışıyla aynı ahlaki yalnızlığı taşır.
NOLAN'IN ORTAK SORUSU
Christopher Nolan'ın filmlerinde tekrar eden bir soru vardır; bilgi insanı özgürleştirir mi? Yoksa Bilgi insanı mahkûm mu eder?
Vizyona giren ODYSSEUS filminde zekâ, PRESTİGE'de bilim, INTERSTELLAR'da zaman, TENET'te nedensellik, OPPENHEİMER'da atom sorgulanır.
Nolan'ın kahramanları hiçbir zaman kötü insanlar değildir.
Onlar, bildikleri şeyin ağırlığı altında ezilen insanlardır.
Odysseus da, Oppenheimer da, aynı kaderi paylaşır.
TRUVA ATI İLE ATOM BOMBASI ARASINDAKİ ORTAK NOKTA
İkisi de ilk üretildiklerinde zafer için yapılmıştır. Fakat tarih onları zafer sembolü olarak değil, insanın sınır tanımayan zekâsının sembolü olarak hatırlamıştır.
Birisi tahta bir atın içinde, diğeri atomun çekirdeğinde saklıydı. İkisi de görünüşte küçüktü. Etkileri ise çağları değiştirdi.
Belki de savaş tanrıçası Athena'nın insanlığa verdiği en büyük ders, nasıl savaşılacağı değildi.
Asıl ders, bir gün savaşın anlamsızlığını anlayacak kadar bilgeleşmekti.
Odysseus bunu eve dönerken öğrendi.
Oppenheimer bunu ilk patlamayı izlerken öğrendi.
İnsanlık ise hâlâ öğrenmeye çalışıyor.
Çünkü gerçek zafer, düşmanı yenmek değildir.
Gerçek zafer, artık savaşa ihtiyaç duymayacak kadar olgunlaşmaktır.
ZAFERİN LANETİ; TRUVA'DAN DÖNEN KAHRAMANLAR
Truva düştüğünde Yunan dünyası tarihin en büyük askerî başarılarından birini kazanmış görünüyordu.
Fakat savaş bittiğinde başlayan süreç, aslında başka bir savaşın başlangıcıydı.
Tunç Çağı'nın son büyük savaşı yalnızca Truva'yı değil, kazananları da değiştirdi.
Savaş ganimet üzerine kuruluydu. Altın... Bronz... Silahlar... Köleleştirilen insanlar... Tapınaklardan alınan kutsal eşyalar... Kadınlar...
Bunların hepsi dönemin doğal savaş hukuku olarak görülüyordu.
Bugünün ahlak anlayışıyla bakıldığında korkunç görünen bu düzen, MÖ 12. yüzyılın Tunç Çağı Akdeniz dünyasında gücün göstergesiydi.
Fakat antik yazarlar ilginç bir gerçeğin altını çizer.
Ganimet zenginlik getirdi; huzur getirmedi.
AGAMEMNON: ZAFERDEN SARAYA, SARAYDAN MEZARA
Ordunun başkomutanı Agamemnon, Truva'dan büyük ganimetlerle döndü.
Yanında Troya prensesi ve kâhini Kassandra da vardı. Ancak yıllarca süren savaş boyunca ailesi parçalanmıştı. Eve döndüğünde eşi Klytaimnestra ve onun sevgilisi Aigisthos tarafından öldürüldü. Dünyanın en büyük ordusunu yöneten adam, kendi evinde savunmasızdı.
MENELAOS: HELEN'İ GERİ ALAN KRAL
Truva Savaşı'nın görünen sebebi Helen'di.
Savaş sonunda Menelaos eşini geri aldı.
Ancak Homeros ve sonraki anlatılar, onun artık eski Menelaos olmadığını hissettirir.
Kazandığı şey yalnızca eşi değildi.
Kaybettiği ise gençliği, dostları ve bir kuşağın geleceğiydi.
ODYSSEUS: EVE DÖNEMEYEN GALİP
Odysseus Truva'yı zekâsıyla yıktı. Ama İthaka'ya dönüşü on yıl sürdü.
Mitoloji bunu Poseidon'un gazabıyla açıklar.
Felsefi açıdan bakıldığında ise Odysseus, savaşın ahlaki yükünü taşıyan ilk kahramanlardan biridir. Savaş bitmişti. Fakat savaşçı hâlâ savaşın içindeydi.
AJAX: GÜCÜN ÇÖKÜŞÜ
Büyük Ajax savaşın en güçlü savaşçılarından biriydi.
Ancak Akhilleus'un zırhı Odysseus'a verilince bunu büyük bir aşağılanma olarak gördü. Öfkesi aklını yendi. Delilik nöbeti geçirdi. Sonunda kendi kılıcıyla intihar etti.
Truva'dan sağ dönen bir kahraman, kendi zihnine yenildi.
NESTOR: YAŞLI BİLGENİN SESSİZ ZAFERİ
Nestor diğerlerinden farklıydı. O ganimetten çok aklı temsil ediyordu.
Evine döndü. Uzun yaşadı.
Belki de savaşın gerçek galibi, en çok öldüren değil, en çok düşünen kişiydi.
TUNÇ ÇAĞI'NIN SONU
Truva Savaşı'nın hemen ardından yalnızca kahramanlar değil, medeniyet de çökmeye başladı.
MÖ 1200'lerde bütün Doğu Akdeniz büyük bir kriz yaşadı. Hitit İmparatorluğu yıkıldı.
Myken uygarlığı çöktü. Birçok şehir yakıldı. Ticaret ağları dağıldı. Bronz üretimi durdu.
Çünkü bronz için gerekli olan kalay artık taşınamıyordu.
Bugün tarihçiler bu dönemi Tunç Çağı Çöküşü (Bronze Age Collapse) olarak adlandırır.
Bu nedenle Truva'nın düşüşü yalnızca bir şehrin sonu değildir. Bir çağın sonudur.
OPPENHEİMER İLE ORTAK NOKTA
Burada tarih ilginç bir döngü kurar.
Truva'nın galipleri eve döndüklerinde artık eski insanlar değildi.
Oppenheimer da Los Alamos'tan ayrıldığında artık eski bilim insanı değildi.
İkisi de aynı gerçekle karşılaştılar.
İnsan, ürettiği gücün sahibi olduğunu sanır.
Oysa bir noktadan sonra, ürettiği güç insanın sahibi olur.
GANİMETİN BEDELİ
Belki de tarihin en büyük yanılgısı, zaferi ganimetle ölçmesidir.
Truva'dan dönenler altın taşıdılar.
Ama aynı gemilerde suçluluk, kayıp ve travma da vardı.
Tunç Çağı'nın kahramanları, savaşın kazananları olarak yola çıktılar.
Tarihin hafızasında ise çoğu, zaferin bedelini ödeyen insanlar olarak kaldılar.
KAOSUN STRATEJİSİ
Günümüz dünyasında birçok kriz, yalnızca askeri güçle açıklanamaz.
Ekonomik yaptırımlar... Enerji rekabeti... Siber saldırılar... Yapay zekâ... Dezenformasyon... Küresel tedarik zincirlerinin kırılması...
Bunların her biri, savaşın görünmeyen cephelerini oluşturur.
Artık amaç her zaman bir ülkeyi işgal etmek değildir.
Bazen amaç; kararsız bırakmak, yormak, kutuplaştırmak, güveni zayıflatmak ve toplumların kendi iç dengelerini bozmasına yol açmaktır.
Bu nedenle modern savaş, çoğu zaman kaosu yönetme mücadelesi hâline gelmiştir.
ATHENA'NIN SON DERSİ
Athena insanlığa zekâyı verdi. Odysseus bu zekâyla Truva'yı aldı. Oppenheimer aynı zekâyla atomu parçaladı.
Bugün insanlık ise aynı zekâyla yapay zekâ üretmektedir.
Her çağ kendi Truva Atı'nı inşa etti. Sorun hiçbir zaman teknoloji olmadı.
Sorun, teknolojiyi kullanan insanın ahlaki olgunluğuydu. Çünkü bilgi tarafsızdır.
Onu yönlendiren vicdandır.
TRUVA'DAN GÜNÜMÜZE DEĞİŞMEYEN GERÇEK
Truva Atı tahttandı. Atom bombası uranyumdan. Yapay zekâ silikondan.
Malzemeler değişti. Çağlar değişti. İmparatorluklar yıkıldı.
Fakat değişmeyen tek şey, insanın güce duyduğu hayranlık ve o gücü nasıl kullanacağına dair verdiği ahlaki karardır.
Belki de insanlığın asıl savaşı hiçbir zaman Truva'da başlamadı.
Ve hiçbir zaman Hiroşima'da da bitmedi.
Gerçek savaş, insanın kendi vicdanı ile zekâsı arasındaki dengede yaşanmaya devam ediyor.
TANRI KİMDİR?
Belki de insan hiçbir zaman Tanrı olmak istemedi.
İnsan sadece Tanrı'nın yetkilerini istedi. Hayat vermek... Ölüm getirmek... Zamanı değiştirmek... Kaderi yazmak...
Bunların her biri, binlerce yıldır tanrılara ait kabul edilen güçlerdi.
Bugün insan bunların çoğunu yapabilecek noktaya yaklaşıyor.
Fakat değişmeyen tek soru hâlâ cevap bekliyor:
İnsan, Tanrı kadar güçlü olmaya çalışırken, TANRI KADAR BİLGE OLMAYI DA ÖĞRENEBİLDİ Mİ?
CENNETTEKİ YASAK ELMA
YASAKLANAN BİLGİ MİYDİ?
Belki de yasaklanan meyve hiçbir zaman elma değildi.
Belki yasaklanan şey, bilginin kendisi de değildi.
Yasaklanan, henüz taşıyabilecek olgunluğa erişmeden mutlak bilgiye ulaşma arzusuydu. İnsan o meyveyi yediği gün yalnızca cenneti kaybetmedi. Aynı zamanda tarihin ilk sorumluluğunu da üstlendi.
O günden sonra her büyük keşif, aynı soruyu yeniden sordu:
"BİLMEK, GERÇEKTEN HAZIR OLMAK ANLAMINA GELİR Mİ?"