Geçtiğimiz günlerde Tübitak’ın ‘’İslam Tarihinde Katılımlı Dua örneği olarak Yağmur Dualarının Eko-Teolojik analizi(VII-XI yy)’’ adlı projeye destek verdiğini medyadan öğrendik.Haberi duyduğumda TÜBİTAK’ın kuruluş amacına bakma gereği duydum. Amaç tanımında,

Kuruluş Kanunu'nun 1. maddesine göre kuruluş amacı; " ve Türkiye'de müsbet bilimlerde araştırma geliştirme faaliyetlerini ülke kalkınmasındaki önceliklere göre geliştirmek, özendirmek, düzenlemek ve koordine etmek; mevcut bilimsel ve teknik bilgilere erişmek ve erişilmesini sağlamak"tır. Şeklinde yazıyor.

24 Temmuz 1963 yılında kurulan özerk yapıya sahip kurum, kuruluşundan itibaren ülkenin Bilimsel ve Teknolojik alanda gelişimine destek vermiş ve vermeye devam ediyor.

2025 yılında Kutup araştırmaları,Yapay Zeka ve Savunma sanayi Teknolojileri projeleri başta olmak üzere 6985 projeye 6,73 milyar lira destek vermiş..

Projelerin çoğunluğu pozitif bilimleri ilgilendiren çalışmalar olması nedeniyle verilen destekler kurum amacı ile örtüşüyor.

Basında sözü edilen projenin Halk Bilim çalışması olarak ele alınması gerektiği kanısındayım.Çünkü Yağmur Duaları insanlığın var oluşundan beri, kendi inanç sistemleri içinde değişik ritüellerle süregelen bir gelenek.

Yağmur Duası geleneği Edirnemizde Nisan –Mayıs aylarına sabitlenmiş durumda.Köylerimizin tamamı bu geleneği devam ettiriyor.Duanın adı yağış varsa şükür,yoksa yağmur duası olarak adlandırılıyor.

Yağmur Dualarında yöre yöre farklılıklar gözlemliyoruz.Yıllar önce katıldığım yağmur duası ritüelinde; Günler öncesinden tek tek okunarak çuvallanan binlerce çakıl taşının, ölmüş At kafasının ve annesinin ilk çocuğunun duaya katılanlarca suya atılmasına tanık olmuştum.Avuçlarımızı yere doğru döndürerek dua etmek dikkat edilen konulardı.

Son dönemde katıldığım duaların en güzel yanı kış boyunca görüşememiş komşu köylülerin ,köyünden uzakta yaşayanların bu nedenle bir araya gelmeleri ve hasret gidermeleri.

Muhtarlarımızın bu girişimleri toplumsal kaynaşmaya elbette katkı sunuyor.

Geçmişimizden gelen gelenek,görenek,adetlerimiz bizim kültürel varlıklarımızdır.Bunların geleceğe taşınması için kayıt altına alınması gerekli elbette.

Bu görev Halk Bilimcilerin ,onlarıda desteklemek Kültür Bakanlığının işi.

Geçen yıl kuraklık etkisiyle Edirne’mizin ayçiçek ekim alanlarında inanılmaz verim kaybı oldu. Bu durum sadece yerel bir sorun değil,iklim değişikliği suyun vazgeçilmez bir değer olduğu gerçeğini yüzümüze vuruyor.

Suyun dönüşüm dengesini sadece dua ile yapamıyacağımıza göre bir adım daha atmak gerekmez mi?Edirnemizin 253 ,merkez ilçemizin 37 köyü var.

Yaptığımız Yağmur Dualarını ağaç bayramı olarak organize edemez miyiz?

Muhtarlar federasyonu girişimi ile Orman Bakanlığımızın taşra örgütlerinden temin edilecek fidanlarla her köyde bir koru oluşturmak çok zor olmasa gerek.

Dikilen her ağaç doğadaki karbondioksiti emerken ,terleme yoluyla bıraktığı nemle yağış rejimine katkı verecektir.

Su demek yaşam demek.Dünya, yağmur bulutu tohumlamayı,yağmur hırsızlığını konuşurken,bir taraftan yer altı barajları yapımını hızlandırıyor.

DSİ’den beklentimiz su yönetiminden sorumlu kamu kuruluşu olarak gereğini yapmasıdır.

TÜBİTAK ise ; 2053 yılında net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda;

‘’Yeşil Dönüşüm’’ana temalı ‘’Yüksek Teknoloji Platformları-Yeşil Dönüşüm’’çağrısı kapsamında karbondioksit yakalama ve dönüştürme teknolojileri konulu projeye verdiği destek gibi bilimsel projelerin önünü açmalıdır..