banner6
Flaş Haber
Kapat

“SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN YÖRESELE GERİ DÖN”

Saadet Partisi Edirne Kadın Kolları üyeleri, gıda güvenliği hakkında düzenledikleri basın toplantısında yöresel yemeklerin sağlık açısından önemine dikkat çekmek için evde yaptıkları geleneksel yemekleri ikram ettiler.

“SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN YÖRESELE GERİ DÖN”

Saadet Partisi Edirne Kadın Kolları üyeleri, gıda güvenliği hakkında düzenledikleri basın toplantısında yöresel yemeklerin sağlık açısından önemine dikkat çekmek için evde yaptıkları geleneksel yemekleri ikram ettiler.

Emre SEDEF
Emre SEDEF
01 Kasım 2018 Perşembe 09:06
“SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN YÖRESELE GERİ DÖN”

Saadet Partisi Edirne Kadın Kolları üyeleri, gıda güvenliği hakkında düzenledikleri basın toplantısında yöresel yemeklerin sağlık açısından önemine dikkat çekmek için evde yaptıkları geleneksel yemekleri ikram ettiler. Gıda güvenliği hakkında konuşan Saadet Partisi Edirne Kadın Kolları Başkanı Güler İriş, bu konudaki en güzel çözümün eskiye, yani yöresel yemeklere dönüş olduğunu ifade etti.

Gıdaya bağlı yaşanan her tartışmanın altındaki asıl sorunun adalet olduğunu belirten Güler İriş, “Ekim ayı içerisinde yer alan Dünya Gıda günü münasebeti ile idrak ettiğimiz basın açıklamamızın başında önemle belirtmemiz icap eden husus, dünyada gıdaya bağlı olarak yaşanan her tartışmanın altında kıtlık, kaynak daralması, iklimsel değişiklikler gibi sorunlardan çok daha önemlisi,  büyük bir adalet sorunu olduğudur. Kapitalist-emperyalist yapının dayattığı “kıt kaynaklarla, sınırsız ihtiyaçların giderilmesi.” şeklindeki İktisat tanımını reddediyoruz. Bu tanımın dünyada emperyalizm tarafından her türlü adaletsizliğin meşrulaştırılmasının temel araçlarından biri olduğunu biliyor,  ne kaynakların kıt, nede insan ihtiyaçların sınırsız olduğu yalanını asla kabul etmiyoruz.

Tüm dünyada insanların yaşamak ve fiziksel gelişimlerini sağlamak için yeterli gıdaya ulaşmaları ve bu gıdaların sağlık yönünden güvenli olması, devredilemez ve ertelenemez temel haktır.  Buna rağmen açlığın, yetersiz ve dengesiz beslenmelerin neden olduğu ölümler, mental ve fiziksel bozuklukların ulusal ve uluslararası düzeyde trajik boyutlara ulaştığını görüyoruz. 10 milyon çocuk 5 yaşına ulaşmadan hayatını kaybetmekte. Yoksulluğa bağlı olarak insanlar yeterli gıdayı alamamaktadırlar. Tüm dünyada sermayenin kontrolünde üretim yapan gıda sektörü her şeyden önce daha çok kar karşılığı üretimi önceleyerek sektörü yönetmekte.

Bu gerçek gıda güvenliği çerçevesindeki bütün tartışmaların temelidir. İnsan sağlığını tehdit eden katkı maddeleri, üretim şekilleri büyük bir tehdit oluşturmakta, GDO, yüksek kimyasal katkılı ürünler en rahat şekilde, maalesef yine gelir seviyesi düşük ülkelerin pazarlarında kendilerine yer bulabilmektedir. Türkiye’deki şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ve beraberinde mısır şurubuna dayalı nişasta bazlı şekerin(NBŞ) piyasaya hakim olması, kanser başta olmak üzere, sağlığımız üzerinde pek çok ölümcül sonucu da beraberinde getiriyor.

 İnsan sağlığı, özellikle de çocuklarımızın sağlığı maliyeti şeker pancarından düşük olan NBŞ‘lere ticari amaçlar uğruna feda edilmektedir. Bunca uyarılara rağmen, tedbir alınmadığı takdirde 20-25 yıl sonra arasında kanserli olmayanların sayısının parmakla gösterilecek kadar az olacağı söylenmektedir.

Bir toplumun gelişmişlik seviyesi fertlerinin tükettiği hayvansal gıdaların miktarı ile doğru orantılıdır. Ülkemizde tüketilen et, balık, süt, yumurta gibi değerli protein kaynakları miktarının gelişmiş ülke verileri ile karşılaştırıldığında çok geride olduğu görülecektir. İstatistiklerde ABD’de yıllık kişi başı et tüketiminin 116 kilogram, Arjantin’de 99, Avustralya’da 94 kilogram iken Türkiye’de yalnızca 18 kilogramdır.

Ülkemiz geniş coğrafyası, iklim özellikleri ve üç tarafını çevreleyen denizleri ile hayvansal üretim açısından önemli bir potansiyele sahip olmasına rağmen, yanlış  tarım politikaları nedeniyle hayvansal üretim geliştirilememektedir. Bunun sonucu insanlarımız dengeli beslenme için gerekli düzeyde hayvansal proteine ulaşamamaktadır.  Ülke potansiyelinin değerlendirilerek hayvansal üretimin arttırılması yerine, hayvansal protein açığının ithalat yolu ile karşılanması, ileride çok daha büyük açlık sorunlarını beraberinde getirecektir.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK)  verilerine göre,  2001 yılında 26,4 milyon hektar olan tarım alanları 2016 yılında 23,7 milyon hektara gerilemesi şeklinde görülüyor.  15 yılda toplam 2,7 milyon hektar azalma olduğu ifade edilmektedir. Tarım alanlarındaki azalma tarımsal istihdamda da azalmayı tetikliyor ve 2002 yılında tarımsal istihdam 7 milyon 460 bin kişi iken, 2016 yılında % 28 azalış ile 5milyon 350 bin kişiye gerilediğini görüyoruz. Görülüyor ki 2 milyondan fazla insan topraklarını terk etmek zorunda kalmıştır.

Türkiye'nin 2017 yılında gerçekleştirdiği toplam tarım ürünleri ithalatı yaklaşık 5 milyar doları bulmakta. Tarımsal alanda dünyada kendi kendine yetebilen nadir ülkelerden olan ülkemiz maalesef ette, pirinçte, mercimekte, nohutta, limonda, pancarda ve nihayet buğdayda dahi ithalatçı konuma düşürülmüştür.

Tarım ve hayvancılık politikalarını Milli Güvenlik politikaları içindedir. Yani ülke güvenliği ile çok yakından ilişkilidir. Stratejik bir öneme sahiptir.  Saadet Partisi olarak bu tabloyu kabul etmemiz, sindirmemiz mümkün değildir. Saadet Partisi, çökmesine çok az bir zaman kalmış bu adaletsiz sistemin dünya mazlumlarına ve ülkemize dayattığı herhangi bir konumlandırmayı, rolü hiçbir zaman kabul etmedi ve etmeyecek. Bu çürük kapitalist sistem tepetaklak gidiyor. Yöneticilerimize sesleniyoruz;

 ‘Çöken emperyalizmin payandası olmak için değil, yeni kurulan Adil Düzen ’in destekçisi, öncüsü olmak için bütün gücünüzü sarf edin, emin olun bütün kapılar önünüze açılacaktır’.” Dedi.

Barış Karapaça

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.