Bekir Yıldız’ın Harran yapıtını okuduğumdan beri bir HARRAN-URFA-GAP özlemi benliğimi sardı. Hele şu yazdıklarını okuduktan sonra: Bu gün geniş bir alanı kapsayan Harran harabeleri, eskiden bir kültür şehri idi. İlk çağlarda Harran Üniversitesi, devrin en yüksek ilim merkeziydi. Bu gün o eski medeniyetten bir yığın enkazdan başka bir şey kalmamıştır.
Bir ağutos sonu Haydarpaşa Gar’ından trene atladığımda akşam olmak üzereydi.
Tren yolculuğu hele uzunsa bambaşkaydı. Hiç tanımadığınız insanlarla, aynı vagonu paylaşmak zorundasınız. Yatmak ve yemek dahil, soyunmadan ve bir şeyler atıştırdıktan sonra, uyumak üzere herkes kaykılıyordu.Ama trenin çıkardığı ses ve hareket halinde olması uyumayı zorlaştırıyordu. Bir süre geçince şöyle bir silkindim; sabah olmuş bile. Camdan dışarıya bakıyorum. Bir toz bulutunun içinden geçiyorduk. Bilenler Niğde’nin oralarda olduğumuzu söylediler. Niğde tam bir orta Anadolu kentiydi. Yeşillik ve ağaçlar azalmış. Dağlar ve düzlükler görüntüye girmişti. Daha sonra Toros’lar girivermişti devreye. Yeniden çam ornmanları ve k Çok uzun ve karanlık tünellerin birinde kapkara tünellerden geçmeye başladık. Uzun tünellerin birinde trenimiz duruverdi. Teleşlı koşuşturmalar ve karanlık. Neden durduğumuzu öğrenemedik. Bir saat kadar bekledikten sonra yeniden yollara koyulduk.
Sonunda Gaziantep’e ulaştık. Öğle üzeriydi. Bir lokantanın bahçesine oturdum. Boş dolu tüm masalarda tabak dolusu biber vardı. Nedenini sordum. Buralarda adet böyledir dedier. Bu bölgenin insanıbiber yemeden duramaz.
Tren oraya kadardı. Urfa’ya kara yoluyla gidecektik. Oralara sık sık tankerler gidip- gelir, dediler. Hemen bir tankere atladım. Doğru Urfa’ya . Yol kısa sanmıştım. Dört saat sürdü.
Peygamberler diyarı büyük bir kentti. Daha çok, Arap ülkelerinin kentlerini andırıyordu. O sıralarda kolera salgını vardı. İlk işimiz aşı yaptırmak oldu. Sıcak mı, sıcaktı Urfa. Buz kalıplarının orada satıldığını görmüş, şaşırmıştım. Karasinekler çoktu özellikle sergilerde. Binaların çoğu iriyarı taşlardan oluşmuş. Amaç, sıcağın ve soğuğun azaltılması. Bu binaların yanında, kenar mahallelerde kerpiç evler oldukça çoktu.
Önce GAP’a uzandık. Koca bir göl oluşmuştu. Biriken su, buralara hayat verecek denli görkemliydi. “Gapı Kaptırmam” diyenler olsa da o artık halkın ve ulusun malıydı. Ve koca Harran ovasına hayat vermeliydi. Çünkü o aynı zamanda Türk mühendisler ve işçisinin ürünüdür. Çölleşmeye doğru koşan Harran’a sürülmüş bir can simidiydi, bu görkemli baraj. Yalnız Harran’ın değil , tüm Güneydoğu’nun kurtuluşuydu bir yönüyle de…
Böyle dalmış gitmişken baktım bir Urfa’lı. Mutluluğumu anlamış olmalı ki, “Gardaş buralardan değilsin herhal”. Kafamı salladım “Evet” anlamında. Aka suyu tuzlu demez mi?
Ne diyeceğimi bilemedim doğrusu Ama şaşırmış ve düş kırıklığına uğramıştım. Doğrumuydu bu?
Oralardan dönünce, önce bir Urfa kebabıyla karnımı doyurdum. Çiğ köfte denedim, yiyemedim. Oranın yerlilerihem şaşırdı,hem de çektırmadım, gülüştüler… Nereye gitseniz İbrahim Tatlıses’le göz göze geliyormuş gibi bir duygu. Mahmut tuncer,Küçük İbo… Onla da türküleriyle eşlik etmekteydiler sanki.
Şimdi sıra Balıklı Göl’deydi. Gelirken bir Urfalı söz etmişti bu gölden. Orada yaşayan balıkların kutsal olduğunu, yakalanmadığı , yenmediğini söylemişti. Bu göl Urfa’nın en turistik yerlerinden biriydi. Gölün öyküleri vard ı. Biri ve en önemlisi şuydu. İbrahim Peygamber yetişirken babası put yaparmış. İbrahim d e o putları pazarda satarmiş. Bir gün babasının yaptığı putların hepsini kırmış. Bu işi yapsa uapsa İbrahim yapar demişler. Yakalayıp, doğru Nemrut’un karşısına çıkarmışlar. Nemrut hemen kararını vermiş; İbrahim yakılacak. Hemen Büyük bir ateş yakılmış. Öyle büyük ki; kimseler yanına yaklaşamaz. En yakın tepeye mancınık yaparak ibrahim’i ateşe fırlatırlar. İbrahim yanmaz. Çünkü bir de bakarlar ki İbrahim İpek harmanına fırlatılmış. Çünkü alevler su ateş parçaları balık olmuş ve bir göle dönüşmüş oraları.
Nemrut ordusuyla İbrahime saldırmış. Bir sinek ordusu İbrahimden yana geçer. Demirden odasına sığınır. Sinekler anahtar deliğinden girer Nemrut’un burnundan girerler, oradan beynine ulaşır. Büyük ağrılar çekmeye başlar Nemrut Halk başını keser, başka bir baş takarız derler. Böylece halk Nemrut’tan kurtulur. İbrahim peygamber olur sonunda. O bölge ve balıklar kutsal sayılır. Ve bu günlere ulaşır. Hala mısır ikram edilerek balıklar beslenir.Bir sözle bitireyim artık. “ Kimse aç kalmasın, inançlarını bile yer”
NOT. İstanbul Eğitim Enstitüsün bitirince (1966) Kura ile Urfa’ya atanmıştım. Biri-iki ay orada kaldıktan sonra becayişle Kastamonu Göl Öğretmen Okuluna atandım…
KUŞLUK-TAN
Hani
Şu Istıranca esen
Meşelere can veren “Tek ve Hürağaç”,
Tepeden tırnağa
Yanlı ve kuşluk/tan
Tüm
Tarlaları gündöndü günebakan
Eser
Edirne’de Sarayiçi
Sarının en güzeli orman
Tını
Karadeniz’de taşan yağmur
Balkanları eser beyaz
Dedemin
Dedemin rumeli’de unuttuğu rüzgar
(Az Bulutlu-Kuşlar-Kitabımdan)