Yine sabah işte…
Ekmek, gazete derdi, hemen gündemde. Marketten alıyorum ikisini de Hava açık, güneşli… Sabah serinliğine rağmen, kısa turumu atıyorum. Elif elif esen rüzgarın içinde baygın kokular. Ben yürüdükçe, daha da artan bu güzel koku, burnumun direğini kıracak gibi.Filbahri mi, Hanımeli mi? Diye düşünüyorum. Üstelik yeni ve taze…
Daha sonra bir ağacın dallarını eğen ve bir şeyler toplamaya çalışan, iki kişi görüyorum. Ağaca bakıyorum, evet; ıhlamur. Demek ki ıhlamurlar açmış, Bu baygın ve hoş koku bunlardan rüzgarlanıyormuş demek ki…
Bu güzelim kokuları içime çeke çeke eve dönüyorum. Gazeteme şöyle bir göz gezdirdikten sonra Varlık Dergisini karıştırıyorum. Aaaa… o da ne? Dergi de ıhlamur kokmakta.
Adil İzci IHLAMUR AĞACI yazısıyla bu işi başarmış Balıklama dalıyorum yazıya. Usta bir yazarın, usta işi yazısını (Hala ıhlamur kokuyordu) soluksuz okudum.
Yazar, daha çok bu ağaçlarla ilgili özlemini ve güzelliğini dillendirmiş.Bir yerde ORPHEUS’a rastladım. Her ağaca bir ezgi gizledi ve yitti.En son, rüzgar soluk alıp verdikçe çiçeklerini dökmeye başlayan ıhlamurları dinliyordum; tam o sıralarda tren yapına yapına gelip, istasyonda durdu.
Ihlamur kokuları, sizin gözlerinize hiç kondu mu? Bundan sonra, daha doğrusu, bu aralar konmalı. Tren kaçar bi süre sonra çünkü. Ihlamura mı taktın, bu aralar diyebilirsiniz . Böyle bir soru gelmese de kendime soruyorum, ben de.
Evet, Bu günlerde ıhlamura taktım.
Çünkü ben, Kırklareli-Vize’liyim.
Trakya’da ıhlamur deyince akla bizim VİZE, gelir Ormanların ıhlamuru daha ünlüdür.Onu arar, bulmaya çalışırız.
Bizim Vize’nin uzunlamasına tek caddesi var. Bu caddenin iki yanı ıhlamurlarla kaplıdır.Çiçeklendiklerin de de tüm Vize ıhlamur kokar..Giysilerinize bile siner.
Bu özelliklerinden ötürü, Bir zamanlar Vize Ihlamur Festivali başlatılmıştı. İr yıl gerçekleştirildi. Duyduklarıma göre bir sürü dedikodu üretilmiş. Bir daha da olmadı.
Neden tekrarlanmadığına bir türlü aklım ermedi doğrusu.
Vize’in ormanlarında da görkemli ıhlamur ağaçları olduğu söylentiler arasında. Asıl, önemli ve değerli ıhlamur çiçeğini bu ağaçlarında olurmuş. Tozdan, dumandan uzakta oldukları olası.
Çiçeklendiklerinde müşterisi de artar. Dallarını kırmadan toplasalar iyi ama, dallarını kırdıklarını gözlerimle gördüm. Kıra kıra onların da soyunu tüketirsek, hiç iyi olmaz. Kökü, gövdesi ve özellikle çiçekleriyle , insanlara sağlık hizmeti sunan bu uzun ömürlü ağaçları korumak ve kollamak bizlerin görevi olmalı sanıyorum.
Adil İzci, Ziya Osman Saba’nın BİR YER GÜŞÜNÜYORUM şiirinin, bir bölümüyle süslemiş yazısını. Ben de ıhlamur kokan şiiriyle bitirmek istiyorum:
Bir yer düşünüyorum yemyeşil
Bilmem, neresinde yurdun.
Bir ev, günlük güneşlik.
Çiçekler içinde memnun.
Bahçe kapısına varmadan daha.
Baygın kokusu ıhlamurların.
Gölgesinde bir sıra , der gibi:
Oturun!
--------------------------------------------
Bu sürenin bitimine çok az bir zaman kalmışken yeni bir beyaz saç ortaya çıktı. Bu saç Arap saçından daha karmaşık bir durum gösteriyor.
Benim anlayabildiğim ve çıkarabildiğim sonuçlar, şunlar:
*Eskiden parası ödenen silahlar verilecek.
*Ambargo kalkıyor, yardım yapılacak.
*Silahlar peşin parayla satılacak
*Satılan silahlar savunma amaçlı kullanılabilecek.
Şimdi anladıklarımızı bir de başka türlü açıklamaya çalışalım.
ABD her şeyden önce silah deposunun kapısına “Veresiye teklif etmeyiniz” levhasını da yol ağzına asmıştır. Bize göre bunun nedenleri vardır. Bunları da şöyle sıralayabiliriz:
-Türkiye’yi ekonomik yönden sarsmak.
-Kendi petrol giderlerini karşılamak.
-ABD Emperyalizmini daha etkili biçimde sürdürmek.
-Nato nun güney kanadını yıkmak.
-Ülkemiz de bulunan üslerini kurtarmak.
İşte Amerika’nın bize göre “Parayı veren düdüğü çalar” demesinin nedeni bu olmalı…
Düdüğünü de tam çaldırtmıyor. Diyor ki, Düdüğü çalacaksınız ama kimse rahatsız olmayacak. Bu sesi kendiniz çalacak, kendiniz dinleyeceksiniz.
Ve bu ülke iki yüzlü bir politika sürdürüyor, kanımızca. Bir Yunanistan’a oynuyor, bir bize. Daha doğrusu Yunanistan’la aramızdaki gerginlikten yararlanarak boyunu silahları satıyor.
Zaten emperyalist ülkelerin tüm stratejisi galiba, bu. Önce bölmek sonra birbirine düşünmek. Sonra silah satıp, saltanatını sürdürmek.
B arada bazı gazetelerde “ABD üslerine
karşılık para alınacak” biçiminde haberler çıktı, Böyle bir misilleme yapılabilir mi? Şimdilik bilmiyoruz.
Yani gitti ambargo, geldi ambargo. Adı gitti, kendi kaldı yani.
Halkımızın deyişiyle, ha Ali Hoca, ya Hoca Ali….